24 Nisan 2013 Çarşamba

23 NİSAN'DA ÇOCUK OLMAK


     23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nı coşkuyla kutladık. Bu sene daha bir renkli geçti gibi geldi bana 23 Nisan, daha bir coşkulu... Çocuklarla birlikte bizler de çocukça bir mutluluk içinde her zamankinden daha yüksek bir enerjiye sahiptik bugün... Bayram boyunca hemen her yerde mutlu edilmeye çalışılan çocuklar... Ne kadar güzel manzaralardı. Dünyada saf, tertemiz çocuk gülüşünden daha güzel bir şey olabilir mi? Bu bayramı bizlere hediye ettiğin için teşekkürler Ulu Önder Atatürk...

     Sevgili Damla ve Derin bayramı yeni yeni anlamaya başladılar. Onları 23 Nisan sabahı halalarının beden eğitimi öğretmeni olduğu okulun kutlamalarına götürdüm. Her şey çok değişik geldi. Bu dönem kostümlü kişilerden korkuyorlar. Elimi sımsıkı tuttular. Onlar için şu an bayram, balon demek, bayrak demek, park demek, anne ve babayla geçirilen hoş saatler demek. Kısacası günü yaşamak demek... İşte çocuklardan alacağımız en önemli ders... Günü en iyi şekilde yaşamak... Bazen soruyoruz ya kendimize, şu an'da nasıl kalırız diye, an'ı nasıl yaşarız diye, işte böyle çocuklar gibi... Dikkatle bir bakın çok şey öğreneceksiniz.

    23 Nisan'da doğan sevgili Batu abimizin doğum gününü de aynı sevinçle kutladık.
İyi ki varsın Batu abimiz... Bugün bize daha önce yazmış olduğun şiiri yayınlamak istedik.  Damla ve Derin'in rahatsızlıklarından dolayı özel beslenmeleri nedeniyle, bu durumdan duygusal olarak etkilenen Batu abimizin özel şiiri...

Damla ve Derin'e

Şirinlerin birincisi, kraliçenin tacısınız
Büyüyünce anlayacak 
Şiir yazmayı benden ilham alacaksınız.
4.sınıfta zorlanacak, ama çok çalışkan olacaksınız
Biri Derin'deki güzel bir yıldız
Öbürü Damlalar'ın en harikası olacak
İkinizde dünya tatlısı olacaksınız
Büyüyünce Wİİ oynamaya yardım istemek için yanıma geleceksiniz
Cipsi sevecek, bizden örnek alacaksınız
Çikolatanın baklavalısını seveceksiniz.
Sebze ve meyve de yiyecek sağlıklı olacaksınız.

                                                                   Batu Üstünkal


      23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramınız kutlu olsun, sevgili çocuklar. İyi ki varsınız. Bu dünyayı daha güzel görebilmek için iyi ki sizin bakış açınız var.




12 Nisan 2013 Cuma

BİZLER HASSAS ANNELERİZ

      Hassas Anne blogunun sahibi sevgili Ece Kumkale'ye öncelikle çok teşekkür etmek istiyorum. Onun Hassas Anneler için hazırlamış olduğu güzel bloguna özel bir yazı yazdım. Umarım beğenirsiniz. Herkese güzel, mutlu bir hafta sonu diliyorum. İyi ki varsınız ve bizim için çok değerlisiniz...


Sevgilerle,

Aytül Köktuna


Sen de etrafına bakan, fark edenlerden ol... Yazıya aşağıdaki linki tıklayarak ulaşabilirsiniz.





2 Nisan 2013 Salı

OTİZM… YAŞAMIN FARKLI BİR PENCERESİ…



Merhaba sevgili dostlar,


     Yazılarıma kısa bir süre ara vermek durumunda kalmıştım. Tekrar birlikteyiz. Nisan ayına girdik. Bahar geldi. Doğa canlanıyor. Bizler de tıpkı doğa gibi bedenimizle, düşüncelerimiz ve duygularımızla canlanıyor gibiyiz değil mi? Atmaya çalışalım üzerimizdeki rehaveti, doğanın coşkusuna bizler de katılalım. Farkındalıklarımızı arttıralım. Biliyor musunuz bugün 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü ve nisan ayı otizm farkındalık ayı...  Otizimli bir çocuğa sahip bir annenin yazısını paylaşıyorum sizlere.

 Yazıyı okuduğumda özellikle şu paragraf beni benden aldı.

      Otizmli/Aspergerli çocuk, genellikle bilgi eksikliğinden kaynaklanan dirençleri nedeniyle, okul yönetimleri, öğretmenler ve diğer veliler tarafından okulda “istenmeyen çocuk” ilan ediliyor. Kaynaştırma raporlarına rağmen, okul idareleri otizmli kaynaştırma öğrencisinin kaydını almak istemiyorlar. Okul yaşamı esnasında yaşanan sorunların büyük bir kısmını hoşgörü, anlayış ve bilgi yetersizliğinin giderilmesi ile çözebiliriz, yeter ki toplum tarafından yaşamın her anında bizlere dayatılan en büyük “engel” olan ayrımcılığı yok edelim! 


      Tüm blogger arkadaşlarımı toplumsal farkındalığın arttırılması amacıyla bu yazıyı yayınlamaya davet ediyorum. Bloggerlar olarak gücümüzü gösterelim. Sonsuz teşekkürler. Şimdi hep birlikte bir otizmli bir çocuğa sahip bir annenin sesine kulak verelim. Bakın neler söylüyor:


       Nisan… Aylardan bahar. Havada baharın müjdecisi kokular, yavaş yavaş açan çiçekler, cıvıltıları ile hayatımıza neşe katan kuşlar, güneşin sıcak ışığına kavuşan dünya. Nisan, ruhumuzu aydınlık günlerde ferahlattığımız ay. 

       Nisan, 2008 yılından bu yana, dünya üzerinde yaşayan milyonlarca çocuk ve aileleri için çok başka bir anlam daha taşıyor: OTİZM. 

      2 Nisan, tüm dünyada otizm konusunda farkındalık yaratarak otizmden kaynaklanan sorunlara çözümler yaratmak amacıyla, 2008 yılında Birleşmiş Milletler tarafından “Dünya Otizm Farkındalık Günü” olarak ilan edildi. Her yıl, “Otizm Farkındalık Ayı” olan Nisan ayı boyunca dünya genelinde otizmin sorunlarını ve çözümleri konuşuluyor, araştırmaların teşvik edilmesi ve erken teşhisle tedavinin yaygınlaştırılması hedefleniyor.

      Oğluşum Nazım Özgün ile otizm labirentine adım attığımız o ilk günden bugüne 8 yıl geçti. Otizmin karmaşık fırça darbeleri yüzünden, hayatımızın yol haritasını yeniden tanımladık. Bazen düşününce sanki otizmden önce bir hayatımız yokmuş gibi hissediyorum. Çok eskiden kendini fanusuna kapatmış ruh bebeğimin, şimdi benimle hayatı paylaşması nasıl bir mucizedir, çok iyi biliyorum. 





       Otizm, doğuştan gelişen, genetik altyapıya dayanan, karmaşık nörolojik-biyolojik tabanlı bir gelişim bozukluğu. Başkalarıyla etkileşimde bulunmayı engelleyerek bireyin kendi iç dünyasıyla baş başa kalmasına yol açan otizm, genellikle 3 yaştan önce ortaya çıkarak çocukların sosyal iletişim, etkileşim ve davranışlarını olumsuz olarak etkiliyor. 

       Amerikan Sağlık Bakanlığı verilerine göre bugün dünya genelinde okul çağındaki her 88 çocuktan biri otizm teşhisi alıyor. Otizm erkek çocuklarda kız çocuklara oranla 3-4 kat daha fazla görülüyor, her 54 erkek çocuktan biri günümüzde otizm riski taşıyor. Dünyada son yıllarda şeker, kanser ve AIDS dahil olmak üzere bir çok hastalıktan daha fazla sayıda otizm teşhisi alınıyor. 

       Ülkemizde sağlıklı istatistikler olmaması nedeniyle, Otizm Platformu’nun öngördüğü verilere göre, tahmini olarak 550.000 otizmli birey ile 0-14 yaş grubunda 150.000 civarında otizmli çocuk bulunduğu “varsayılıyor.” Otizmli bireylerin ebeveynleri, kardeşleri, yakın akraba ve çevreleri de hesaba katıldığı zaman, Türkiye’de her ile yayılmış durumda otizmden etkilenen 2 milyondan fazla vatandaşımızdan bahsedebiliriz. 

      Otizmin kapısını açmak için ilk önemli adım, erken teşhis. Otizm, yaklaşık bir yaş civarında ilk belirtilerini gösteriyor. Annenin sesi ve gülümsemesi gibi sosyal uyaranlara bebeğin tepkisiz kalması veya tepkilerinde yavaşlık olması, göz teması kurmada zorluklar, motor gelişmede ve taklit becerilerinde gecikme, uyku ve yemek düzeninde sorunlar ilk belirtiler arasında sayılabilir. Çok yaygın bir yanlış kanı, özellikle erkek çocukların geç konuştuğu veya anne/babası geç konuşan çocukların da geç konuşacağı düşüncesi… Ve erken teşhis, otizmli çocuğun gerekli eğitim ve tedavileri alarak hayata katılması için ilk önemli adım. 

Eğer çocuğunuz; 

Sizinle ve başkalarıyla göz kontağı kurmuyorsa,
İsmi söylendiğinde veya çağrıldığında dönüp bakmıyorsa, söyleneni işitmiyor gibi davranıyorsa,
Konuşmada yaşıtlarının gerisinde kalmışsa, başkaları ile söyleşiyi başlatma ya da sürdürmede belirgin bir bozukluğu varsa, basmakalıp, yineleyici (ekolali) ya da özel bir dil kullanarak garip konuşuyorsa veya konuşması hiç gelişmemişse,
Gözleri sık sık bir şeye takılıp kalıyorsa,
Anlamsız gülme veya ağlama krizleri varsa,
Parmağıyla istediği şeyi işaret ederek göstermiyorsa,
Oyuncaklara amacına uygun oynamayı beceremiyorsa, yaşıtlarının oynadığı oyunlara ilgi göstermiyorsa,
Ellerini kanat gibi çırpma, parmak uçlarında yürüme, kendi çevresinde veya eşyalar etrafında dönme, sallanma, çırpınma şeklinde garip ve yineleyici hareketleri (stereotipi) varsa,
Bir şarkının bir bölümünü tekrar tekrar söylemek, dolapların kapaklarını sürekli olarak açıp kapatmak, ayak parmaklarının ucunda odanın bir ucundan öbür ucuna koşturmak, bazı eşyaları döndürmek veya sürekli sıraya dizmek gibi çeşitli ilgi ve davranış takıntıları varsa,
Günlük yaşamındaki düzen ve program değişimlere aşırı tepkiler veriyor ve uyum sağlayamıyorsa,
Kendisine ve çevresine yönelik zarar verici davranışlara sahipse,
vakit kaybetmeden teşhis için uzmanlara başvurmak gerekiyor. 

      Otizmin tedavisi var mı? Otizm, beş bilinmeyenli bir denklem gibi: Nedenleri tam olarak saptanamadığı gibi tek bir kesin tedavisi de günümüzde “henüz” mevcut değil! Otizm, toplumsal fark, ırk, dil, din gözetmiyor, çocuk yetiştirme biçiminizle veya sosyo-ekonomik koşullarınızla da ilgilenmiyor. Genetik faktörlerin yanı sıra, çevresel koşulların – yanlış beslenme, çevre kirliliği, kimyasal maddeler, yanlış ilaç kullanımı, ağır metaller, aşılarda bulunan bazı koruyucu maddeler vb.- otizmi tetiklediği düşünülüyor. 

       Otizmde biyolojik tedaviler ile ilgili çalışmalar devam ederken, bugün için kabul edilen en önemli tedavi aracı, erken yaşta verilmeye başlanan yoğun bireysel özel eğitim. Doğal gelişim gösteren her çocuğun kendiliğinden öğrendiği her şeyi, otizmli bir çocuğa özel eğitim yardımı ile öğretmek zorundasınız. Bu durum bazen iğneyle kuyu kazmaya benzese bile, her otizmli çocuk kendine göre bir öğrenme biçimine sahip. Önemli olan, kapıyı açacak doğru anahtarı bulmak. 

       Bilimsel olarak erken yaştaki çocuk için kanıtlanmış yoğun eğitim süresi haftada bireysel ve grup eğitimi olarak 40 saat. Oysa ülkemizde sosyal güvenlik kapsamında “otizm özel eğitim raporlu” çocuklar için aylık 6- 12 saat olan özel eğitim süreci, dünya genelinin oldukça gerisinde kalıyor. 

        Otizmli çocukların mutlaka eğitim sistemi içinde yer almaları gerekiyor. Çünkü eğitim, otizmli birey için her şeyden önce “tedavi” anlamına geliyor. Otizmi diğer engel gruplarından ayıran en önemli fark;  erken tanı ve erken bireysel/kaynaştırma eğitimiyle otizmli çocukların sorunlarının büyük bir kısmını aşmaları. 

      Oysa yaşamın gerçeği hiç de böyle söylemiyor size! Oğlum Nazım Özgün ile okul öncesi eğitim, ilkokul ve ortaokul süreçlerinde yaşadıklarımız, ayrımcılık hikayelerinden ibaret.  Otizmli/Aspergerli çocuk, genellikle bilgi eksikliğinden kaynaklanan dirençleri nedeniyle, okul yönetimleri, öğretmenler ve diğer veliler tarafından okulda “istenmeyen çocuk” ilan ediliyor. Kaynaştırma raporlarına rağmen, okul idareleri otizmli kaynaştırma öğrencisinin kaydını almak istemiyorlar. Okul yaşamı esnasında yaşanan sorunların büyük bir kısmını hoşgörü, anlayış ve bilgi yetersizliğinin giderilmesi ile çözebiliriz, yeter ki toplum tarafından yaşamın her anında bizlere dayatılan en büyük “engel” olan ayrımcılığı yok edelim! 

      Otizmin oldukça karmaşık yapısı, otizmli bireyle birlikte ailesi başta olmak üzere yakın çevresindeki herkesi hayatın tüm evrelerinde etkiliyor. Otizmli bir çocuğun ilerlemesinde en büyük sorumluluk ailelerde, en ağır yük de annelerin omuzunda! Otizmden etkilenen bireyin ve ailesinin her şeyden önce yalnız ve ötelenmiş bir hayata mahkum edilmemesi için, özellikle doğal gelişim gösteren çocuk ebeveynlerinin toplumsal yaşamı bizimle paylaşmayı öğrenmeleri gerekiyor. 

      Oğluşum, benim uğur Böcüğüm, aldığım her nefesin anlamı, yaşam öğretmenim! Onunla birlikte otizmle mücadele ederken, mutluluğun tek bir bakış veya tek bir kelimeden ibaret olduğunu görme fırsatım oldu. Seslenince dönüp bakması, ağzından tek bir kelime çıkması, ağlayıp öfke krizleri geçirmeden bir tam gün geçirmesi, benimle gezmeye, markete, restorana, sinemaya gidebilmesi, kendini hayatın gündelik akışında veya okul hayatı içinde idare edebildiğini görmek için… yıllarca sabırla bekledim.  





       Biz ikimiz,  çok başka bir yerden, büyük bir boşluktan, hiçlikten, sessizlikten, kapalı bir fanusun içinden geliyoruz. Yoku çok, azı fazla, yaşam sevincinin dibine vuran, hayatı farklılıkları ile yaşamayı öğrenmek zorunda kaldığımız bir uçurumun taa en dibinden geliyoruz. Öyle bir yerden geliyoruz ki, “gelmez, düzelmez, hayata katılmaz, konuşmaz, kendini seslendirmez, hayatı anlamaz, anlatamaz, asla paylaşamaz, duygularını gösteremez, hissedemez, arkadaş olamaz, okuyamaz, hiçbir zaman tam öğrenemez, hatta sevemez” demişlerdi… Hepsinin ne kadar boş olduğunu yaşama sımsıkı tutunmasıyla gösteren oğluşumun annesi olmak kadar beni hayatta tanımlayan bir şey yok! 

       Son 8 yılda ailemiz haline gelen otizm topluluğunun içindeki her otizmli çocuk benim de çocuğum, otizmli anne-babalar ise yoldaşım. Onlardan sadece biri olarak diyorum ki, gündelik hayatın içinde karşılaştığınız ağlayan bir çocuğu yargılayıp, annesine laf etmeden önce bir an düşünün. Çocuğunuzun sınıfında otizmli bir çocuğun da olmasının, farklılıkları yaşayarak öğrenecek kendi çocuğunuza da faydası olacağını lütfen unutmayın.

       Her yıl Nisan ayı, Türkiye’de otizm adına yeni umutlar, yeni adımlar demek… Eğer siz de “Otizmin farkındayım, ama fark etmek yetmez, yaşamı paylaşmak gerek!” diyorsanız,  otizmli çocukların ve anne-babalarının seslerine kulak verin, sesimize ses katın, otizmin bilinirliği ve sorunların çözümü için gönüllü destek verin ki, çocuklarımız hep beraber büyüsün.  

Çünkü her çocuk farklılıkları ile yaşamda yer almayı hak eder! 

Nisan Dünya Otizm Farkındalık Ayı’nda yaşamı paylaşan herkese yürek dolusu selam olsun! 

M. İrem Afşin 
Nazım Özgün’ün Annesi
Gönüllü Otizm Aktivisti
iremafsin@gmail.com
www.twitter.com/iremafsin  
www.facebook.com/afsinirem 
www.hthayat.com/yazarlar/m-irem-afsin


OTİZMİ FARK ET, YAŞAMI PAYLAŞ! Kampanyası: 
Otizmi fark et, fark ettir! Farkında olman yetmez, yaşamı paylaş! Yaşamı paylaşmak, sorunları paylaşmaktır. Ayrımcılık yapma, otizmliye engel yaratma! 

#otizmifarketyasamipaylas http://youtu.be/O-xTwfFbGoo  



Otizmliler yalan söylemez, insan öldürmez, hayvan öldürmez, ırkçılık yapmaz, bomba yapmaz, bomba atmaz... Sizce kim 'normal'?



1 Mart 2013 Cuma

ANNE BEBEK DERGİSİ'NDEYİZ.

Merhaba Sevgili Dostlarımız,

        Bu ay blogumuz Anne Bebek dergisine çıktı. Başta Aslıhan Gündüz olmak üzere kendilerine ilgilerinden ve desteklerinden dolayı çok teşekkür ediyorum. Bizi buraya taşıyan ilgilenen, destekleyen herkese kucak dolusu sevgiler, İyi ki varsınız. Biz sizlerle daha güçlüyüz.

Aytül Köktuna






28 Şubat 2013 Perşembe

28 ŞUBAT DÜNYA ENDER RASTLANAN HASTALIKLAR GÜNÜ


      Dünyada az görülen binlerce nadir hastalık olduğunu biliyor muydunuz? Bugüne kadar 6 ile 7 bin nadir hastalık keşfedilmiş ve bu hastalıklar tıp literatüründe düzenli olarak tanımlanmaya devam ediyor. İstatiksel olarak 2.000 kişide 1 görülen hastalıklar nadir hastalık grubunda yer alıyor. Nadir görünen hastalıkların %80'i genetik yapıda görülen hastalıklar...Pfizer Nadir Hastalıklar Ticari Biriminin Başı ve İş Geliştirme Başkan Yardımcısı Andrew Callos, söz konusu 6-7 bin hastalıktan ancak yüzde 5'ten azının onaylanmış bir tedavisi olduğunu belirtmiş.Bir hekimin hayatı boyunca belki bir veya birkaç kez bir nadir hastalıkla karşılaştığını, bu nedenle bir nadir hastalıkta uzman olmanın mümkün olmadığını sözlerine ekleyen Callos, ''Hekimler açısından nadir görülen hastalıklara teşhis koymak ve tedavi etmek çok zor. Bu durum, hasta açısından daha da zor. Yıllarca hastalıklarının nedenini anlayamayabiliyorlar. Hastalar kendini yalnız hissediyor çünkü başka hastalarla bağlantıları olmuyor'' ifadelerini kullanmış.
Callos, Pfizer'in özellikle 5 kategoriye odaklandığına değinerek, şu bilgileri paylaşmış:
''5 farklı kategoride çeşitli evrelerde pek çok tedavi üzerinde çalışıyoruz. Özellikle genom haritasının çıkarılması sayesinde bu hastalıklar pek çok nadir hastalığın içinde daha iyi karakterize edilmiş durumdalar. Bu hastalıkların pek çoğunu anlama konusunda artık elimizde pek çok olanak var. Çoğu zaman bunlar monogenetik hastalıklar. Yani tek bir genin mutasyonu söz konusu. Bunlar arasında büyük ölçüde sinir bilimlerine odaklanıyoruz. Bu kategoride amyotrofik lateral skleroz (ALS), Huntington hastalığı ve müsküler distrofi gibi hastalıklar var. Pulmonoloji'de kistik fibroz, pulmoner hipertansiyon, pulmoner sarkoidoz gibi hastalıklarla uğraşıyoruz. Hemotolojide iyi bir temelimiz var ve bundan yararlanarak orak hücre hastalığına yöneliyoruz. Metabolik hastalıklarda da mukopolisakkaritle ilgileniyoruz. Onkolojide çeşitli ender görülen kanserleri ele alıyoruz.''
     Hemen hemen tüm genetik hastalıklar nadir hastalıklardır; ancak her nadir hastalık genetik hastalık değildir. Örneğin çok nadir bulaşıcı hastalıklar ve bunların yanı sıra otoimmün hastalıklar ve nadir görülen kanserler bulunmaktadır. Günümüzde, birçok nadir hastalığın sebebi bilinmemektedir.Nadir hastalıklar, ciddi, çoğunlukla kronik ve ilerleyici hastalıklardır. 
    Nadir Hastalıklar ve yetim ilaçlar üzerine büyük bir bilgi tabanı olan ORPHA.net'i duymuş muydunuz?(www.orpha.net), Avrupa Komisyonu tarafından desteklenen, 6 ayrı dilde hizmet veren ve herkesin kullanımına açık olan bir Avrupa internet portalıdır.
       Kar amacı gütmeyen kurumsal ve uluslararası bir bilgi ve veri tabanı olan ORPHANET (www.orpha.net), nadir hastalıklar ve yetim ilaçlar üzerine büyük bir “bilgi tabanı” olması yanında, konu ile ilgili uzmanlaşmış hekimler, klinikler, laboratuvarlar, araştırmacılar, hasta dernekleri ve ilaç sektörü üzerine geniş bir “veri tabanı” da içermektedir. Türkiye, ORPHANET organizasyonuna 2007 yılında katılmıştır. ORPHANET-Türkiye’nin işlevi, Türkiye’de nadir hastalıklar ve yetim ilaçlar konusunda genel bilincin artırılmasına katkıda bulunmak ve ORPHANET Uluslararası Veri Tabanı’nın Türkiye’de tanıtılması ve kullanımının yaygınlaştırılmasını sağlamaktır. ORPHANET, nadir hastalıklar alanında tanı ve tedavi olanaklarının iyileştirilmesine, bilimsel ve klinik araştırmaların artırılmasına, hastaların yaşam kalitesinin yükseltilmesine ve katılımlarının sağlanmasına, var olan kaynakların geliştirilmesine ve daha verimli kullanılmasına katkıda bulunmayı amaç edinmiştir.

        Nadir hastalıklar için anılan yetim ilaçlar ne anlama gelmektedir. Orpha Net.TR. Yetim İlaçlar  tıklayarak bilgi alabilirsiniz.

      İşte bugün herkesi tüm bu hastalıklara dikkat çekmek için Mavi Kurdele takmaya ve Mavi Kot Pantolon giymeye çağırıyoruz. Ender hastalıklarından dolayı ağır engelli olarak yaşayan bebeklerin farkındayız diyeceğiz!!!!

HAYDİ GÖSTER KENDİNİ!!!






EĞLENCELİ AKTİVİTELERİMİZ


       Evde sıkça zaman geçiren kızlarım için yaratıcı olmak da gerekiyor. Çoğu kez sıkılıyor canları çünkü. Onlar doğmadan önce nevresim takımı almıştım onlara ve kutusunu çok beğenmiştim. Eşime dedim ki büyüdüklerinde onlara bundan bir tv ekranı yapacağım. Oyuncaklarını oynatsınlar. Kendileri oynasınlar, yaratıcılıklarını kullansınlar. İşte o zaman geldi. Derin ayakta durma sehpasına binip, bize ekranlarından Minnie Show hazırladı. Biz de seyrettik. Çok ama çok eğlendik.  






      Babamızın traş köpüğü ile kaba motor çalışması. En sevdikleri etkinliklerimizden biri... Tabi kiii sonrası banyoda köpük banyosu:)


   

      Fizyoterapist Ayça ablamız ile gittiğimiz merkezde çok eğlendiğimiz faaliyetlerden biri. Salıncakta dengemizi bulmaya çalışmak. Azminize hayranım kızlar:)



Derin ayaklarını kaldırmaya çalışarak dengesini bulmaya gayret ediyor. Aferin canım kızım, güçlenmeni ve yürümeni umut ediyorum.


25 Şubat 2013 Pazartesi

EĞLENCELİ ZAMANLARIMIZ-5


EVCİLİK OYNAMAK MI?

     Kızlarımla çok güzel bir hafta geçirdik. Damla benden uzun zamandır omuzları açık bir prenses elbisesi istiyordu. Ben de bluzlarından birinin yakasını makasla bir miktar kesip ona istediği gibi bir bluz yaptım. Altına da evdeki tüllerden bir prenses eteği yaptık. Derin de aynı şekilde biraz daha farklı tasarımla prenses oldu. 



       Sonra anne dediler, bizim kurdeleli prenses ayakkabılarımız da olmalı. Prenses ayakkabısı da giyelim. Haydi onu da hallettik. Şimdi bizi yürüt anne... Belimizden tut yürüt. Aynada kendimize bakacağız. Bellerinden kavrayarak adım attırdım onlara... Adım atmak onlarda yürüme hissi uyandırıyor ve çok mutlu oluyorlar. Bu durum biraz benim kollarımı ve belimi zorlasa da, olsun onlar için yapmayacağım şey yok. Aynanın karşısında kendilerine beğeniyle baktılar. Bu dönem kendilerini keşfetme dönemi olduğu için pek de meraklılar giyinip süslenmeye ve çevrelerinden övgü almaya. Prenses elbiselerimizi hallettikten sonra bol bol fotoğraf çektirdik. O kadar heyecanlıydılar ki... Anne komşu teyzemizi çağır lütfen bizi böyle görsün dediler. Çağırdım tabii.. Çocukları mutlu etmek ne kadar kolay. Bizden istedikleri sadece ilgimiz ve sevgimiz... Sevgi paylaştıkça çoğalan bir şeydir. Paylaşmakta her zaman bonkör olmanız dileğiyle...