pozitif düşünce etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
pozitif düşünce etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Kasım 2012 Pazartesi

BABAMA...


      Çocukluğumda asi bir kızdım. Kurallara uymayı sevmezdim. Daral gelirdi bana kurallar zincirinden… Özgür olmayı sevdim hep…  Büyüme çağlarımda hemen bir çoğumuzda görüldüğü gibi ben de ruhen uzaklaştım ailemden. Arkadaşlarım daha önemli. Varsa yoksa arkadaşlarım… Çeşitli konularda konuştuğumuzda babama karşı gelirdim çoğu zaman. Baba sen bilmiyorsun… Baba öyle değil… (Hatırladın mı baba?)    Böyle zamanlarda babam derdi ki asi olmanı seviyorum. Dik durmanı seviyorum. Ama bunu babana karşı yapmamalısın. O zamanlar anlamıyordum onu.  Çok acımasız buluyordum. Bana diyordu ki, mücadeleyi öğrenmen lazım. Hayatta güçlü durabilmek için her işini kendin yapmayı öğrenmelisin.  Aman ne kızıyordum babama o zamanlar. Acımasızlığı mı kaldı. Gaddar baba mı olmadı. Bir gün çocukların olduğunda anlayacaksın bizi dedi. Evet çocuklarım oldu. Üstelik fazlasıyla mücadele etmem gereken bir hayatım da oldu. Ama ben tüm bunların karşısında topladım kendimi… Çünkü o zaman fark etmedim belki ama içimdeki gücü babam bana kazandırmıştı zaten.  Şimdi hep yanımdalar. Ne olursa olsun biz hep yanındayız, seni hiç bırakmayacağız diyorlar. Ben de hiç bırakmadım kendimi. Benim de güçlü bir annem-babam varmış meğer.  Şimdi ben de kendimi güçlü hissediyorum. İşte biz de anne-babalar olarak çocuklarımıza bu gücü kazandırabilmeliyiz. Hayattaki zorluklara karşı dimdik ayakta durabilme gücü… Bunu sağlayabilmek için daha bebekken onların özerkliklerine saygı göstermekle başlamak lazım. Bırakın çocuklar kendilerini ortaya koysunlar. Sadece gözlemleyin onları bakın ne cevherler çıkacak ortaya… Çocuklar sadece sevgi ve ilgi isterler ailelerinden. Bu sevgi ve ilgi onları sımsıcacık bir çatı altında tutmaya yeter.  Bazen çok soğuk olsa üşüseniz,  bazen  üstünüze geliyor gibi olsa her şey bu sıcak ilgi ve sevgiyi hatırladığınızda bir güç yükselir birden yüreğinizden ve tüm bedeninizi sarar.  Köstek değil, destek olanlardan olun, her zaman….

Sevgilerle,

                                                           Teşekkürler Baba... 

12 Eylül 2012 Çarşamba

MERHABA HAYAT!


       Çok eski zamanlardan beri konuşulan tartışılan bir konu, güzel nedir? Kimdir? Mükemmel (kusursuz) diye bir şey var mı? Oysa ki bugün tüm bunların kişilere göre göreceli olduğunu biliyoruz.  Fakat bize empoze edilmeye çalışılan dönemsel güzel ve mükemmellik anlayışlarıyla hasta olma sürecinde olduğumuzu düşünmemek elde değil.

       Nedir bu toplumda herkesi mükemmelleştirme çabaları? İyi okullarda okumalısın, iyi bir işe sahip olmalısın, iyi bir arabaya,  güzel bir yerde eve, güzel eşyalara,  giysilere sahip olmalısın. İdeal bir bedenin, yüzün, saçın,  kulağın, gözün olmalı… Bu da göreceli değil mi zaten…  Bizim istediğimiz bizim için güzel olan başkasının güzeli ile isteği ile aynı mı?  Neden başkaları bizim gibi olmak zorunda veya neden biz başkalarının beğenilerine göre yaşamak zorundayız? Hayır değiliz. Örneğin yıllardır bu zayıflama sevdamızdan toplumca hasta olduk. Eski bir televizyon çalışanı olarak şimdi tv’yi izliyorum da hemen herkes filtre kullanmaya başlamış. Tv izliyorsun herkes zayıf, herkes incecik.  Oysa ki bu da sanal… Bir de kendine bakıyorsun, nooluyor bana yaa duba gibi oldum. Hemen diyete başlamalıyım. Abuk sabuk diyetler, zayıflamalar, sonra tekrar alıp tekrar vermeler. Sonra tekrar geri almalar. Mutsuzluk… Sonra derin mutsuzluk… Niye mutlu olamıyorum, eksik olan ne var? Ardından gelen bunalım… En kötüsü de bu bunalımı da kabul etmeme…  Sonuç idealize yaşam nedeniyle kaybolmuş benlik bilinci…

      Herkes aynı olmak zorunda!!  Herkes iyi bir işe sahip olmak zorunda, evlenebilmek için evini, arabasını,her şeyini tamamlamış olmak zorunda, zayıf olmak zorunda, güzel olmak zorunda vs.vs.. Hooop nereye bakıyorsunuz açın gözlerinizi… Dekf’teki eski bir yunan tapınağının girişinde “Ey İnsanoğlu kendini tanı” yazılıdır. Kendimizi, duygularımızı, düşüncelerimizi, bedenimiz tanımak, sevmek ve kabul etmek durumundayız. Ama bunu tamamıyla özgürce kimsenin etkisi altında kalmadan yapmalıyız. Herman Melville Moby Dick kitabında kuzeyde olup bitenleri anlayabilmek için, kuzey yıldızlarının görünmediği güneydeki uzak bölgelere çekilmek gerekir der. İşte bu noktada ben de dedim ki kendime Aytül güney yıldızlarını izleme vakti geldi… Kızlarımızı anneannesiyle bırakıp kısa bir süreliğine İzmir Gümüldür yolunu tuttuk.  Hayallerimizdeki gibi çok güzel bir çadır alanı bulduk kendimize…  Karavanla gelenler çoğunlukta… Çok nezih bir yer… 4 gün kaldık burada… Bol bol kitap okuma fırsatı bulmak keyif verici. Akşamüstü sahilde bir yandan güneş batarken bir yandan ay doğuyor ve bu muhteşem manzara karşısında şükretmek geliyor insanın içinden… Şükürler olsun. Bugün eşimle bu manzaranın tadını çıkarabiliyorum. Demek ki bunu yapabilecek güce ve sağlığa sahibim. Belki canımızdan çok sevdiğimiz kızlarımız çok da mükemmel olmayan bir sağlığa sahipler. Ama bakın hiçbir şey mutlu olmak için yaşamdan zevk almak için engel değil. Engel olan tek şey düşüncelerimiz. Düşüncelerimizi değiştirir, ön yargılarımızdan kurtulabilirsek, daha mutlu bir yaşamın bizi beklediğini düşünüyorum. Eğer kendimiz bunu sağlayamıyorsak, psikologlar, kişisel gelişimciler vs vs bir çok yolu var. Destek alabiliriz.

        Tatil sonu dedim ki eşime, bu tatil bize çok iyi geldi. Bence özellikle evlenip, çocuk sahibi olduktan sonra çiftlerin ara sıra yapmaları gereken bir şey bu… Kendilerine ve birbirlerine özel zaman ayırmak. Sonra devam ettim, kendimiz, yaşamımız ve sevdiklerimiz için ne istediğimizi bulabilmek ve anlayabilmek adına ne doğru bir yere gelmişiz. Ne iyi yapmışız.

Tamamıyla yenilenmiş olarak döndük…

 Merhaba hayat, merhaba, merhaba…:)


17 Ağustos 2012 Cuma

BAYRAM


Hayata gülümseyebilmek..

       Bayrama çok kısa bir süre kaldı. Damla ve Derin de yarın bir süredir göremediği babaanne ve dedelerine kavuşacaklar  ve bayramı birlikte geçireceğiz.  Bayrama hepimizin iyi başlaması adına kısa bir yazı yazmak istedim.
     
       Hayata gülümseyebilmek lazım. Bir çocuk gibi adeta…  Atatürk zamanında ne güzel düşünmüş 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı… Biliyorsunuz o gün çocuklar bir çok önemli mevkiye oturup,  idare etmesini gösteriyorlar bize… Çocukça bir bakış açısıyla sevgi , kardeşlik  ve mutluluk üzerine…  Bu bakış açısı çok ama çok önemli… Bunu kaybetmemek gerekiyor. Her yeni günü heyecanla karşılamak,  alışmamak…  Belki de başımıza ne geleceğini bilmemek mutlu ediyor bizi.  Bilseydik yine mutlu olabilir miydik.  Hep ilerisi için hesap yapıyoruz.  Şu evi alayım, şu arabaya sahip olayım. Ondan sonra ohh gel keyfim gel… Ama bunları düşünürken elimizdeki zaman uçup gidiyor. Onlara sahip olunca da tatminsizleşiyoruz. Bu zamana kadar beklediğim  bumuymuş diye… Çünkü zaman değişiyor ve ihtiyaçların da değiştiğini unutuveriyoruz. Tuhaf… İnsanoğlunun yaratılışı  mı böyle? Yoksa popüler kültürün etkisi mi bunlar tartışma konusu… 

       Evet elimizden zaman uçup gidiyor. Şu anda yaşamalı… Şu an da şimdi… Yarın belirsiz. Yarın sürprizlerle dolu… Bir gün seans sırasında psikoloğum demişti ki Aytül Hnm varsayımlarla yaşıyoruz. Hep olmayacağını varsayıyoruz. Şu anda deprem olmayacak, ben hasta olmayacağım, sevdiklerim hep yanımda kalacak vs vs… Bunu bir şekilde sekteye uğrattığımız zaman psikolojik rahatsızlıklar başlıyor. Deprem oldu, ya bu aralar tekrar olursa… Ya birisi evime girip hırsızlık yaparsa vs vs… Bunları düşünmeye başlayınca hasta oluyoruz işte… O zaman ne yapacağız. Olmayacakmış gibi varsayacağız.  Olumlu düşüneceğiz. Bugün deprem olmayacak ve ben en sevdiğim restaurantın  24.katında yemek yiyeceğim. Hırsız evimi soymayacak, ben de bu gece rahatlıkla korkmadan misler gibi uyuyabileceğim. Bugün kimse bana bakmayacak ve ben de kimsenin bakışlarını umursamayacağım.

        Bugün…. Evet bugün… Şimdi…  Neden bayrama yaklaşırken firmalar bayrama yönelik duygusal mesajlar vermeye başladı. Neden en çok çikolata reklamları birlikteliği ve aile ziyaretlerini vurgulamaya çalışıyor. Çünkü unuttuğumuz için… Çünkü zaman geçtikçe daha çok iletişimi kopardığımız ve yalnızlaşmaya başladığımız için… Bayramlar birlik, beraberlik, kardeşlik kavramlarını pekiştirmek için çok önemlidir. Lütfen bayramlarımıza sahip çıkalım.Dini bayramlarımızı, 23 Nisan’ımızı, 19 Mayıs’ımızı, 29 Ekim’imizi, 30 Ağustos’umuzu…  Boşuna bayram denmiyor bugünlere…

        Sağlıklı, mutlu, kardeşçe güzel bir bayram diliyorum herkese…  Hayata gülümsemeyi unutmayın…

Kucak dolusu sevgiler...

A.K.

      Konu fotoğrafı olarak da çok sevdiğim çiçeği burnunda anneler grubu okul arkadaşlarımla fotoğrafımızı seçtim. Her zaman çok destek gördüm kendilerinden... Hepsine sonsuz sevgilerimi ve teşekkürlerimi sunuyorum. Her günümüz bayram havasında geçsin.:)






31 Temmuz 2012 Salı

BİR ADIM AT



Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama
Yarım saat erkene kurulsun saatin
Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandım diye sevin..
Pencereni aç, yağmur da olsa, fırtına da olsa nefes al derin derin
Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü serin serin
Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin
Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart
Çek kızarmış ekmek kokusunu içine
Bak güzelim kahvaltının keyfine..

Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis,
Önce sana güzel gelsin aynadaki silüetin
Çık evinden neşeyle, karşına ilk çıkana gülümse, aydınlık bir gün dile
Sonra koş git işine, dünden, önceki günden,
Hatta daha da eskiden yarım ne kadar işin varsa hepsini tamamla,
Ohhh şöyle bir hafifle


Bir güzel kahve ısmarla kendine, seni mutlu eden sesi duymak için alo de
Hiç işin olmasa da öğle üzeri dışarı çık
Yağmur varsa ıslan, güneş varsa ısın, hatta üşü hava soğuksa
Yürü, yürürken sağa-sola bak, öylesine değil, görerek bak
Çiçek görürsen kokla, köpek görürsen okşa, çocuk görürsen
yanağından makas al..


Sonra şöyle bir düşün, kimler sana yol açtı,
Sen çok darda iken kimler seni ferahlattı,
Hani kapını kimsenin çalmadığı günlerde kimler kapını tıklattı?

Ne kadar uzun zamandır aramadın onları değil mi?
Hadi hemen uğrayabilirsen uğra, arayabilirsen ara
Hatırlarını sor, öyle laf olsun diye değil, kucaklar gibi sor..


Bu sadece onların değil, senin de yüreğini ısıtacak, yüzünde güller açtıracak.
Günün güzeldi değil mi? Akşamın da güzel olsun.. Yemeğin ne olursa olsun, masanda illaki kumaş örtü olsun..
Saklama tabakları bardakları misafire
Sizden âlâ misafir mi var bu dünyada
Ailecek kurulun sofraya, öyle acele acele değil, vazife yapar gibi hiç değil,
Şöyle keyife keyif katar gibi, lezzete lezzet katar gibi,
Eksik bıraktıklarını tamamlar gibi tadına var akşamının..
Gece evinde, dostların olsun
Sohbet mezen, kahkahan içkin olsun..

Arkadaşım,hayat bu daha ne olsun?
Ama en önce ve illâ ki sağlık!
Can Yücel

        Kalbimizde sevgi, yuvamızda huzur, bedenimizde sağlık olsun… Şartlar ne olursa olsun her zaman umutla başlayalım yeni güne… Hadi şimdi sen de bir çıktısını al bu şiirin…Kapına veya buzdolabının üstüne as ki, bir şeyleri unuttuğunu zannettiğin sıralarda tekrar hatırlatsın sana yaşamın ne kadar güzel olduğunu…

        Hadiiii şikayet etmeyi bırak, bir adım at…

        Bir adım at ki karanlıklar aydınlansın, ışığınla aydınlansın bu dünya ve şunu unutma sen bir kaza sonucu var olmadın. Varoluşun sana ihtiyacı var. Sen olmadan varoluşta bir eksiklik olur ve kimse bunu tamamlayamaz. Yıldızlar, güneş ve ay, ağaçlar, kuşlar ve yeryüzündeki her şey senden başka hiç kimsenin dolduramayacağı küçük bir yerin boşluğunu hisseder. Temiz ve açık olduğunda tüm yönlerden sana doğru gelen olağanüstü sevgiyi görürsün ve işte tam burada, gerçek anlamda ‘Ev’inin dış dünyada fiziksel bir yer değil de, kendi içinde olduğunu fark ettiğinde, içteki gevşeme ve kabul sayesinde varoluşta ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu anlayacaksın.

26 Temmuz 2012 Perşembe

YENİ BİR YOL...


EN KARANLIK AN, ŞAFAK SÖKMEDEN ÖNCEDİR.

        “Her şey üstüne gelip, seni dayanamayacağın bir noktaya getirdiğinde sakın vazgeçme; işte orası kaderin değişeceği yerdir.”  demiş Mevlana…  İşte şu sıralar hissettiğim tam olarak da bu… Aylardır yazıyorum olaylara pozitif bir bakış açısıyla… Ama bazen benim de düşüş yaşayabildiğim zamanlar oluyor ki…  Tatil sonrası meydana gelen yorgunluk,uykusuzluk, stres birleşince patlama noktasına geldim. Kızlar eve döndüklerinden beri daha fazla ilgi beklemeye başladılar. Sorumluluklar  arasında sıkışıp kaldım.  Psikoloğum 1 ay farklı bir hizmette olduğu için de konuşabileceğim profesyonel kimse yok. Düşünüyorum da şimdi, meğer ne kadar önemliymiş hayatımda bu merkez, bu görüşmeler… Şimdi kendimi birden sudan çıkmış balık gibi hissettim. Çok şükür ki fizyoterapist ablam yine imdadıma yetişti. Evet doğru kelime tam olarak bu  İmdaaat deyip, bazen isyan bayraklarını çektiğim günler olmuyor değil. Ama çok şükür ki bu günler de çok uzun değil.  Bu kadar emekten sonra dün gece patlama noktasına gelip, aradım fizyoterapistimizi… Dedim ki ablacığım biz bu işi beceremiyoruz. Yapamayacağım ben, çok yoruldum. Yürüme sehpalarına bindiremiyoruz. Sürekli ağlıyorlar, canlarının  acıdığını söylüyorlar. Tüm iş, ikna etmeye çalışmak bana kalıyor. Çok sıkıldım, bunaldım, yoruldum. Ne söyledi biliyor musunuz? Aytülcüğüm yaşadıkların çok normal, senin durumundaki herkes zaman zaman yaşıyor bunu… Sakin ol ve üzüntü girdabına sakın kapılma… Tekrar başa dönemeyiz. Bu sözlerle topladım kendimi… Dedi ki tamam bu durumda zorlanıyorsanız, daha kolay bir yolunu bulmaya çalışırız veya yeni bir yol deneriz. Ama üzülme, bırakma kendini… Evet yeni bir yol… Güzel fikir yeni bir yol deneyelim, çünkü bu yol beni çok yıpratıyor. Hayatımızda birilerinin bize bir yenilik sunması, bir yol göstermesi ne kadar önemli ve değerli bir şeymiş.
         Sizler de belki benim durumumu yaşamasanız bile, bazen böyle dibe vuruyor hissediyorsunuzdur kendinizi…  Ama evet en karanlık an, şafak sökmeden önceki andır.  Böyle durumlarda yeni, güzel bir yol diliyorum herkese, aydınlık günler yakın…