UZUN BİR YOLUN BAŞINDA…
Hastanede Çocuk Nörolojisi’nde erken doğum nedeniyle rutin
kontrollerin birindeyiz. Erken doğum yapanlardan genelde bu kontroller
isteniyor. Ama o da ne doktor bir
tuhaflık var diyor. Nasıl? Nasıl olur? Yok bir tuhaflık doktor hanım her şey
normal diyorum içimden. Doktor ikisini de muayene ediyor. Ama var bir şey… Güçsüzler…
6 aylıklar ve henüz kafalarını tam olarak tutamıyorlar. Yüzü koyun
yattıklarında dönemiyorlar. Aman Allahım neler oluyor? Ama biz bunu neden fark edemedik. Hep erken
doğmalarına yorduk. 2 ay erken doğdular. Hep mevcut aylarından 2 ay geri
düşündük. Ama nasıl olur? Doktor Hnm bizden çeşitli testler istiyor. Kalça
çıkığı olma ihtimaline bağlı röntgen, CK (keratin kinaz) denen bir kan testi. O gün yaptırıyoruz. Fakat ben o kadar sinirli
ve ne yapacağımı bilmez haldeyim ki… Neler olduğuna bir anlam veremiyorum. Neyse ki kalça röntgeni temiz, bir şey yok. Çok şükür… Her şey yoluna
girecek. Diğer test daha sonra çıkacak
size bildiririz diyorlar ve hastaneden ayrılıyoruz. Eve geldik, bütün yorgun
geçmiş günümü bebeklerimle oyalanarak hafifletmek istiyorum. Ama o da ne telefonum çalıyor. Eşim… CK denen
testlerin sonuçları çıkmış. Test sonuçları çok yüksekmiş. Hipotonik bebek diye
bir şeyden bahsetmişler ve ertesi gün acilen hastaneye çağırıyorlar ÇAPA’dan
bir Nörolog Profesör gelip kızlarımıza EMG çekecekmiş. Şoktayım… Neler olduğuna
bir türlü anlam veremiyorum. Beynim sıfırlandı, hiçbir şey düşünemiyorum.
Ertesi sabah apar topar hastaneye gittik. Minik bebeklerimin EMG ile kas
ölçümleri yapıldı. 2. Şok… Bebeklerde kas erimesi var. O da ne? Daha önce hiç
duymamıştım. Doktor diyor ki üzülmeyin şu anda dünyada henüz bir tedavisi yok…
Ama bilim adamları çalışıyor. Duchenne sendromunun ilacı 2.fazda… O da ne?
Duchenne ne? Aman Allahım neden hiçbir yer de internet yok. Hemen girip bakayım
neymiş şu Duchenne? Doktor başka bir
açıklama yapmayıp, kendi çocuk nöroloğumuza yönlendiriyor bizi… Bekliyoruz… Bekliyoruz…
Doktor Hanım hala bizi çağırmıyor.
Ömrümün en uzun ve en işkenceli bekleyişi… Sonra eşim bir ara kayboluyor ve tekrar
geldiğinde tamam Aytül gidiyoruz diyor. Ama Tolga diyorum doktor hanım henüz gelmedi.
Bizi çağırmadı. Ben konuştum diyor. Nasıl? Niye beni de çağırmadı? diyorum… Çok yoğundu beni de aradan aldı deyip
geçiştiriyor. Eee peki sonuç? Acilen Ankara’ya gitmemiz gerekiyor. Doktor
Hnm’ın Ankara Hacettepe Üniversitesi’nde Çocuk Nöroloğu bir hocası varmış. Bu
konu üzerine çalışıyormuş. Tam teşhisi o koyacakmış.
Eşim beni işe bırakıp bebeklerimizle eve dönüyor. Bense
koşarak bilgisayarımın başına geçiyorum. Hemen arama motoruna Duchenne
yazıyorum. Aman Allahım ne kadar çok şey çıktı. Okudukça düşüyorum, okudukça
düşüyorum. Aman Allahım ne korkunç bir
hastalık… Nasıl olur? Bunca bekleyişten sonra bizi nasıl bulur? Duchenne
sendromunda belirtiler genelde 5 yaşlarında başlıyor. Çocuk sendeleyip düşmeye
başlıyor. 7-8 yaşına doğru tekerlekli sandalyeye mahkum kalıyor… Sonrasında
kasları giderek daha çok eriyor ve yatağa bağımlı hale getiriyor. Yaşam ömrü
ise çok uzun değil… Gittikçe yaşam kalitesi düşüyor. Nasıl olur diyorum… Nasıl
olur? Neden ben? Olamaaaaaz… Olmamalı…
İş yerimdeki kimse beni teselli edemiyor. Koşarak buruk bir
şekilde eve geliyorum. Bu nasıl bir hikaye? Bunu ben seçmedim. Benim hayalim bu değildi. O akşam herkes bizi
arıyor, gelmek istiyor. Eşim de ben de
kimseyi istemiyoruz evde. Eşime diyorum
ki nerede hata yaptık? Hamileyken yanlış
bir şey mi yaptım? Yanlış bir şey mi yedim? Benim hatam mı bu? Neden biz? Çok erik yedim o
yüzden mi saçmalamalarına kadar devam etti bu süreç… Beynim sürekli sorguluyor.
Neden? Neden? Neden?
Neden? Neden? Neden?
Bu bebekleri bu kadar çok istedikten ve bekledikten sonra
neden biz? O gece birbirimize sarılıp hıçkırıklara boğuluyoruz. Sabaha kadar gözüme uyku girmiyor. Allahım
ölecekler mi? Gece solukları mı kesilecek? Kalktığımda ölü mü bulacağım? En
iyisi uyumamak her şey kontrolüm altında olsun… Sabaha kadar dua ediyorum. Allahım
ne olur, daha hafif bir hastalık olsun ama bu olmasın. Lütfen olmasın… Bana yardım et… Bebeklerimi bana bağışla…
SONU BİLİNMEYEN BEKLEYİŞ
Durumu öğrendiğimiz gün Ankara’dan randevu alınıyor. 2 gün
sonra Ankara’ya gideceğiz. Yine ömrümün en uzun ama en uzun 2 günü…
Sevdiklerimiz bizi yalnız bırakmıyor. Bu iki günü onlarla geçiriyoruz. Eve
gitmek istemiyor, yalnız kalmak istemiyoruz. Acımızı paylaşıyorlar. Herkes çok üzgün… Fakat
yine de bizi ayakta tutmaya çalışıyorlar.
2 gün geçti Ankara’dayız. Profesörle görüşüyoruz. Bebeklere
bakıp neden geldiniz diyor bize? İstanbul’da ölçümleri yapıldı. Duchenne
sendromu dediler diyoruz. Profesörün ağzından ilk çıkan cümle derin bir ohhh
çekmemi sağlıyor. Duchenne olamaz… Duchenne erkek çocuklarda görülür. Kızlar
sadece taşıyıcı olur. Onlarda hastalık semptomlarını yaşamazlar. Şükürler olsun
diyorum. Allah sesimi duydu. Bu o değil.
Ama peki değerler niye yüksek? Profesör biyopsi yapılacağını söylüyor.
Bebekler tek yumurta ikizleri, birine biyopsi yapılması yeterliymiş. Birini
seçmemiz lazım? Fedai değerleri en
yüksek gelen 1.bebeğimiz Damla oluyor. Kahraman Damlamız için 3 gün sonraya
biyopsi için randevu alıyoruz. Bu arada tabi işimiz henüz bitmedi. Hacettepe
Üniversitesi Hastanesi’nde detaylı incelemeden geçiyorlar. Kalp kontrol
ediliyor. Problem yok, çok şükür her şey yolunda…
Bekleyiş döneminde daha önce hiç görmediğim Ankara’yı da
görme fırsatı yakalıyorum. Fakat zevk
alacak, keyfini çıkaracak bir ruh halim ne yazık ki yok. Bir alışveriş
merkezine gidiyoruz. Eşim bebeklerimizle birlikte bir kafede oturuyor. Bana da
alışveriş yapıp biraz kafamı dağıtmam için fırsat veriyor. Bir mağaza da
gezmeye başlıyorum. Derken durup bakakalıyorum. Bir şey gözüme takılıyor. Bir
anne 3-4 yaşlarındaki kızına ayakkabı denetiyor. Donmuş gibiyim. Hızla mağazadan çıkıp ağlaya ağlaya eşimin yanına
koşuyorum. Eşim ne oldu ? Neyin var? diyor. Tolga, biz… biz… kızlarımıza hiçbir zaman
ayakkabı alamayacağız. Ben bunu yaşayamayacağım. Onlar yürüyemeyecek… Eşim ne
dese faydasız… O da güçlü gözükmeye çalışıyor. Sakin ol diyor, henüz teşhis tam olarak konulmadı. Bekleyelim
ve görelim. 3 gün boyunca her gün
internetteyim. Kas Hastalıkları konusunda bulduğum her şeyi ama her şeyi okuyorum. Tıbbi kaynakları bile okuyorum.
En az 100lerce çeşit kas hastalığı ve nedenleri var? Bizimki hangisi?
Delirmemek elde değil. Beklemek istemiyorum. Hemen söylesinler. Beklemek daha acı verici…
Hangisi? Bileyim de ona göre ne yapacağıma karar vereceğim.
Biyopsi sabahı… Minik Damlam annesinin öpücüğünü alarak,
babasıyla hastaneye gidiyor. Ben öteki bebeğimiz Derin ile kalmak zorundayım.
Ona bakacak kimse yok. Ama aklım her şeyim Damla’da… Zaman geçmek bilmiyor. Neyse ki eşim Damla
bebeğimizle birlikte geliyor. O da ne? Minik bebeğim bacağından bir operasyon
geçirmiş. 6 dikiş var.. 6 dikiş 6 aylık bir bebek için hayli fazla diyorum.
Bacağından bir kas örneği almışlar. İncelenecekmiş. 2 hafta sonra Profesörle
tekrar görüşecekmişiz. İstanbul’a kafamız karma karışık bir halde dönüyoruz.
Yine o sevmediğim bekleyiş süresi… Sonunda Ankara’dan
beklediğimiz telefon geliyor. Sonuçlar çıktı gelin konuşalım. Dışarıda kar
kıyamet… Ocak ayının ortasındayız. Eşim gidiyor. Ben bebeklerimizle birlikte
İstanbul’dayım. Ama yalnız değilim…
Doğumumdan beri beni hiç yalnız bırakmayan annem ve kayınvalidem dönüşümlü
olarak yanımdalar…
Eşim Ankara’dan dönüyor. Aytül diyor, bebeklerimiz hasta… Kas Hastası… O ne demek? Hani değildi. Başka bir türü… Genetikmiş. Akraba mısınız demiş Profesör… Hayır değiliz... Uzaktan yakından hiç değiliz hatta. Ailelerimizde de böyle bir öykü yok. Milyonda bir görülür bu tarz bir durum, lotoyu tutturmuşsunuz demiş doktor… Nasıl yani? Ne demek bu? Yani bu hastalığın oluşması için 2 taşıyıcının bir araya gelmesi gerekiyormuş. 6. kromozom üzerinde bulunan genetik bir şifre hatası nedeniyle olacak çocuğun %25 oranda bu hastalığa sahip olma ihtimali varmış. Yani eşim de ben de 6. kromozomumuz üzerinde bu genetik hatayı taşıyormuşuz. Ne de şanslıyız dedim eşime… Sen git dünyada aynı problemi taşıyan çiftini bul. Bir de ikiz yap… O ikizde de %25 şansı da tuttur. Hayatımı kaydettiğim kameramda tüm filmi geri sarmaya başladım. Sen benim şansımdın… Biz her zaman şanslıydık. Bunu bile tutturduk. Daha ne söylenebilir ki.. Bu yaşadıklarımıza bir anlam veremiyorum. Tüm bunların bir anlamı olmalı? Peki ne yapacağız şimdi?
Eşim Ankara’dan dönüyor. Aytül diyor, bebeklerimiz hasta… Kas Hastası… O ne demek? Hani değildi. Başka bir türü… Genetikmiş. Akraba mısınız demiş Profesör… Hayır değiliz... Uzaktan yakından hiç değiliz hatta. Ailelerimizde de böyle bir öykü yok. Milyonda bir görülür bu tarz bir durum, lotoyu tutturmuşsunuz demiş doktor… Nasıl yani? Ne demek bu? Yani bu hastalığın oluşması için 2 taşıyıcının bir araya gelmesi gerekiyormuş. 6. kromozom üzerinde bulunan genetik bir şifre hatası nedeniyle olacak çocuğun %25 oranda bu hastalığa sahip olma ihtimali varmış. Yani eşim de ben de 6. kromozomumuz üzerinde bu genetik hatayı taşıyormuşuz. Ne de şanslıyız dedim eşime… Sen git dünyada aynı problemi taşıyan çiftini bul. Bir de ikiz yap… O ikizde de %25 şansı da tuttur. Hayatımı kaydettiğim kameramda tüm filmi geri sarmaya başladım. Sen benim şansımdın… Biz her zaman şanslıydık. Bunu bile tutturduk. Daha ne söylenebilir ki.. Bu yaşadıklarımıza bir anlam veremiyorum. Tüm bunların bir anlamı olmalı? Peki ne yapacağız şimdi?
