aile olmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aile olmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Aralık 2013 Pazar

İKİZ ANNEANNESİ OLMAK

Bir oğlan ve bir kız olmak üzere 2 çocuğun ve 4 torunun var. Kızından ikiz torunların dünyaya geldi. Bakım açısından bir çok kişiyi korkutan ikizlerin anneannesi olmak nasıl bir duygu oldu?

Kızımın hamileliği sırasında ikiz kız torunlarım olacağını öğrendiğimde önce büyük bir şaşkınlık yaşadım. Çok heyecanlandım. Çok güzel bir duyguydu. Hatırlıyorum kızım küçükken ikizleri çok severdi ve hep ikizleri olmasını arzu ederdi. Ailemizde ikiz yoktu. Bu durum hepimize sürpriz oldu.Çoğu kişiyi korkutan ikiz torunlar bence çok heyecan vericiydi. Evde sanki herkese sevebileceği bir bebek vardı. Gün içinde her şeyi iki kere yapmak zorunda olsan da, onlarla ilgilenmek müthiş eğlenceli. Kızım, kız çocuklarını özellikle çok severdi. Allah ona istediklerini verdi, hem de ikiz olarak... Bu nedenle çok mutluyum.

Hamilelik çok kolay geçmemişti, bu dönemde desteğin ne şekilde oldu ?

Evet özellikle son zamanlar zor geçti. 28. haftadan itibaren karnı iyice büyümüştü. Zor hareket ediyordu. Erken doğum riskine karşı kayınvalidesi ile dönüşümlü olarak yanında kaldık. Erken doğumdan hep korktuk. Ne kadar çaba göstersek de erken doğumu engelleyemedik. Bebeklerimiz 32.haftada dünyaya geldiler.

Bakım kolay olmadı sanırım?

Çok küçüklerdi. Daha önce hiç bu kadar küçük bebek görmemiştim. Nasıl tutacağız, nasıl büyüyecekler diye bir ara endişelendim. Yaşama şansları ne derece olabilir diye kaygılandım. 40larını atlattıktan sonra bu endişem kayboldu. En zoru prematüre bebeklerimizi beslemekti. Saatler sürebiliyordu. Ama evde çok iyi bir ekip olduk.Kızım çalışıyordu. İş eve yakındı. Öğlenleri sağdığı sütü eve getiriyordu. Biz biberonla çocuklara içiriyorduk. Anneyi mümkün olduğunca dinlendirmeye çalışıyorduk. Sütü kesilmesin diye beslenmesine ve üzülmemesine dikkat ettik. Karşılığını da aldık. 16 ay anne sütü ile beslendiler. Diğer yandan babaanneleriyle birlikte anlaşarak ilk bir yıl biz bakmak istedik. Bu dönem önemliydi. Bize çok ihtiyaçları vardı. Başkasına bırakamazdık. Tüm sevgimizi onlara verdik.



Deneyimli bir anneannesin. Bundan önce 2 torunun daha olmuş. İkizlerde tuhaf giden bir şeyler hissettin mi?

Evet... Onları giydirirken ve bezlerini değiştirirken bacaklarında ve kollarında güçsüzlüğün farkına vardım. Bunu kızım ve damadımla paylaştım. Fakat bebekler çok küçük doğdukları için anlayamadık. Doktorlar gidişatın normal olduğunu söyledikleri için biz de her şeyi normal zannettik.

Hastalık haberini nasıl aldın?

İkizlerimiz 6 aylıktı. Doktorlar tuhaf giden bir şeyler olduğunu söylemiş. Hastane dönüşü kızım telefonla aradı. Doktorlar bebeklerin CK denilen değerinin çok yüksek olduğunu ve kas hastalıkları olduğunu söylemişler ve Ankara'ya yönlendirmişler. Çok üzgündü. Hemen atlayıp yanlarına gitmek istedim. Ama 1-2 gün yalnız kalmak istediklerini söylediler. Saygı duyduk. Ankara'dan gelecek haberi dört gözle bekledik. Bu zamanı çok zor geçirdim. Çok üzüldüm. Kas hastalıkları konusunda hiçbir şey bilmiyordum. Etrafımda bazı insanlar ölümcül bir rahatsızlık olduğunu söylediler. Her kafadan bir ses çıkıyordu. Bilinmeyen bir yolda yürüyorduk. Tek düşündüğümüz  onlara her konuda destek olmaktı.

Sonraları neler yaptınız?

Ankara'dan haber geldiğinde çocukların gerçekten kas hastası olduğunu öğrendik. Her şey kesinleşmişti. Genetikti. Aileler olarak her iki tarafta da biz de var mıydı diye araştırdık. Ama hiçbir şey bulamadık. Bu hastalığın ilacı olmadığı için iyi bir fizyoterapi görmeleri gerektiğini öğrendik. Sonra çocuk fizyoterapistimiz Gülsün Hnm imdadımıza yetişti.  Bize hastalığın nedenlerini ve yapılması gerekenleri anlattı. Fizyoterapinin niçin bu hastalıkta hayati önem taşıdığı konusunda aydınlandık.  Güçlü olmamız gerektiğini söyledi. Moral verdi. Sabırla ve çok çalışarak çocukları gelebilecekleri en yüksek seviyeye taşıyabileceğimizi söyledi. Allahtan umut kesilmezdi.

Bu olayı duyduktan sonra ikizlere davranışında farklılıklar oldu mu?

Oldu tabii... Onlara daha duygusal sarılmaya başladım. Daha yoğun hisler besledim. Onların diğer çocuklara göre çok daha sevgi ve ilgiye ihtiyaçları olabileceğini düşündüm. Sevginin en büyük ilaç olacağına çok inandım.  Onları hep korumak istedim. Kızılacak hiç bir yerde onlara kızamadım. Duygularım bunu bana asla yaptırmıyor. Kızıma ve damadıma bunu açıkça söyledim. Onlara kızmak, bazı şeylerden mahrum etmek benim duygularımı acıtıyordu. İkizlerimin bana olan düşkünlükleriyle onlara olan sevgimin karşılığını fazlasıyla alıyorum. Onlara dokunmak çok güzel bir duygu. Çünkü çok tatlılar ve çok sevimliler. İkizlerimi dışarıdan görenler hastalıklarını anlayamıyorlar. Her şey normal gözüküyor. Ta ki ayağa kalk diyene kadar... Allahtan tüm dileğim ilaçlarının çıkması ve yaptırdığımız fizyoterapi ile deformasyon olmadan yürümeleri...



Bilmediğiniz bir kas hastalığı, henüz bilmediğiniz fizyoterapi hareketleri bunları nasıl aştınız?

Fizyoterapist bize yapılması gereken hareketleri öğretti. Bu hareketlerin her gün bizim tarafımızdan yapılmasını söyledi. Bu çok önemliydi. Çünkü aksi taktirde ikizlerimizin bacaklarında sertlikler oluşuyor. Bunu her gün yaptığımız egzersizlerle açıyoruz. Anneanneleri olarak onlara geleceklerini etkileyecek bu durumda destek olmak, oyunun bir parçası olmak beni hep mutlu etti. Dışarıdan seyirci kalan biri olmadım. Fizyoterapist her zaman anne ve babanın yanında olmamızı manevi desteği esirgemememizi söyledi. Biz de her zaman onların yanında olduk.

Ailece üzüntülü, zor bir dönem geçirdin, bu dönemle nasıl başa çıktınız?


Kızımın üzüntüsünden etkileniyordum. Onların karşısında güçlü durmaya çalışıyordum. Ama kendi üzüntümü onlara hiç hissettirmedim. Onlar iyi olacak diyordum ve kızımla damadımı da buna inandırdım. Onlara destek olmak için fizyoterapiyi öğrendim. İlk zamanlar doğru yapıyor muyum diye endişelerim oldu, ama fizyoterapist çocuklar iyiye gidiyor dediğinde bu endişem kalktı. Sevindim ve bu işi başarabileceğimize inandım.

Bebeklere fizyoterapi yaptırmak kolay oldu mu?

Hayır kolay olmadı. 6 aylıkken başladık. Çok ağlıyorlardı. Çabuk yoruluyorlardı. Hep oyun oynayarak, ödüller koyarak yaptırdık. Şimdi büyüdüler, iyice akıllandılar. İkna etmek gerekiyor. Bu durumda egzersiz yapmamız gerektiğini bu şekilde güçleneceklerini, bana  yardım etmeleri gerektiğini söylüyorum. Onlar da kabul ediyorlar. Tamam anneanne diyorlar.



İkizlerle evde zaman nasıl geçiyor?

Fizyoterapi dışında, günlük hayatta aktivitelerimiz var.Resim yapıyoruz. Makasla kağıt kesiyoruz. Puzzle, lego yapıyoruz. Kitap okuyoruz. Masal anlatıyorum. Şarkı öğretiyoruz. Dans ediyoruz. Çocuklara kalçaları üzerinde kaymasını öğrettik. Bunu yardımcı ablalarıyla birlikte evde biz de yerde kayarak yaptık. Şu anda kalçaları üzerinde kayarak tüm evi hızla dolaşabiliyorlar. Çok akıllılar. Onların sorduğu değişik sorulara onların anlayabileceği şekilde cevap vermeye çalışıyorum. Yürüyemediklerinin farkındalar. Ama bize söylemiyorlar. Fakat anneleri onlara örnekler vererek anlatmaya çalışıyor. Kızımla gurur duyuyorum.

Sizce Engellilik nasıl bir şey?

Hayatın sonu değil. Bir sürü engelli var. Onlara olumsuz bakmıyorum. Acımıyorum. Gayet doğal, hayatın içinde herkesin başına gelebilecek bir durum. Hayatımız içinde bir sürü şeylerle karşılaşabiliyoruz. Niye böyle demiyorum. Kendi hastalığımı duyduğumda da neden ben demedim.

Bu süreçte kızına uzak oturuyordun. Böyle zor bir süreçte bir de mesafeler işi daha da zorlaştırdı mı?

Kızım Kadıköy'de ben Avcılar'da oturuyordum. Mesafe uzaktı. 4 yıl metrobüsle gidip geldim.  Yaz demedim kış demedim onlara koştum. Ben evden eşimsiz hiç bir yere gitmeyen, toplu taşıma araçlarını kullanmayan bir insandım. İkizlerimizin doğumuyla bu durum değişti. Eşime de onlara kesinlikle gitmem gerektiğini ve bana mani olmamasını söyledim. O da bu durumu olumlu karşıladı. Mani olmadı. Eşime de çok teşekkür ediyorum.Artık hayatımın 5 günü Kadıköy'de kızımda 2 günü Avcılar'da evimde geçiyordu. 4 yıl su gibi akıp geçti. Geri dönüp baktığımda bazen gücüme ben de şaşırıyorum.

4 sene boyunca farklı düzeni olan bir evde yaşamak zor geldi mi?

Bana zor gelmedi. Ama kızım ve damadımı rahatsız etmekten endişe duydum. Çünkü uzun zamandır hep yanlarındaydım. Gerçi onlar bana hiç hissettirmediler ama ben hep endişe duydum.

Kızın için neler söylersin, o nasıl bir anne?

Kızım çok hayırlı çok iyi bir evlat. Şefkatli, duygusal, pozitif, yaratıcı, güçlü, çalışkan, mücadeleci bir anne... Onu yetiştirirken de böyle güçlü olmasını, öz güveninin tam olmasını arzu ediyordum. Bunu başardığı için onu tebrik ediyorum. Kızımın da kendisi gibi evlatları olmasını yürekten diliyor ve dua ediyorum.

Damadın için ne söylenebilir?

Çok anlayışlı, çok saygılı, sevgi dolu, neşeli, sakin, içi dışı bir, dürüst diyebilirim. Çok güçlü bir baba. Çocuklarını çok seviyor. Her şeyde yardımcı. Benim 1 değil 2 oğlum olmuş meğer. Onun yanında çok rahatım.

Geçen yaz ciddi bir hastalığa sahip olduğunu öğrendin?

Uzun süredir sıkıntılarım vardı. Fakat doktorların bazı tetkikler gözlerinden kaçmış. O nedenle hastalığımın teşhisi maalesef geç konuldu. O dönem henüz bilmediğim hastalığımın sıkıntıları ve ağrılarıma rağmen ikizlerimi hiç ihmal etmedim. İçimdeki duygusal yoğunluk hasta olmama rağmen bana güç veriyor ve ayakta tutuyordu. Sonra hastalığımın kolon kanseri olduğunu ve karaciğere kadar bulaştığını öğrendik. Önce şok oldum tabii. Ama eşim ve çocuklarım hep yanımdaydı. Hemen toparladım kendimi. Bu dönem hayatımızda radikal değişiklikler oldu. 22 sene oturduğum evden kızımın karşı dairesine taşındım. Kemoterapi görecektim. Burası hastaneye daha yakındı. Hasta olsam da çocuklarımın yanında onlara desteğimi sürdürebilirdim. Kızıma komşu oldum. Torunlarıma yakın olmak beni bu dönemde güçlü ve mutlu hissettiriyor. Onlar beni hayata bağlıyor. Enerji veriyorlar.



Kemoterapi nasıl gidiyor?

Başta hafifti. Şimdi yan etkileri biraz daha arttı. Yarın 5.kürü alacağım. Yorgun olduğum zamanlar yatıp dinlenmeye gayret ediyorum.  Moralim çok iyi kendimi iyi hissediyorum. Asla hasta gibi görmüyorum. Allah'a dua ediyorum. Bu hastalığı onun yardımı ve kendi gücümle aşacağıma inanıyorum. Kısa bir süre sonra ameliyat olup, her şeyi geride bırakacağıma hiç kuşkum yok.


Özel durumlu çocuklara sahip ailelerin büyüklerine ne söylemek istersin?

Engelli çocuklara sevecen olmaları, hastalığı bir eksiklik olarak görmemeleri, onları sevgiyle kucaklamalarını söylemek isterim. Sevginin ve ilginin aşamayacağı bir engel yok. Bizler anneanne, babaanne, dedeler bütünüz Biz kocaman bir aileyiz.ve her zaman sizin yanındayız



Mutlu bir hayat sürmeniz dileğiyle,

Anneanneden sonsuz sevgiler...

19 Kasım 2012 Pazartesi

BABAMA...


      Çocukluğumda asi bir kızdım. Kurallara uymayı sevmezdim. Daral gelirdi bana kurallar zincirinden… Özgür olmayı sevdim hep…  Büyüme çağlarımda hemen bir çoğumuzda görüldüğü gibi ben de ruhen uzaklaştım ailemden. Arkadaşlarım daha önemli. Varsa yoksa arkadaşlarım… Çeşitli konularda konuştuğumuzda babama karşı gelirdim çoğu zaman. Baba sen bilmiyorsun… Baba öyle değil… (Hatırladın mı baba?)    Böyle zamanlarda babam derdi ki asi olmanı seviyorum. Dik durmanı seviyorum. Ama bunu babana karşı yapmamalısın. O zamanlar anlamıyordum onu.  Çok acımasız buluyordum. Bana diyordu ki, mücadeleyi öğrenmen lazım. Hayatta güçlü durabilmek için her işini kendin yapmayı öğrenmelisin.  Aman ne kızıyordum babama o zamanlar. Acımasızlığı mı kaldı. Gaddar baba mı olmadı. Bir gün çocukların olduğunda anlayacaksın bizi dedi. Evet çocuklarım oldu. Üstelik fazlasıyla mücadele etmem gereken bir hayatım da oldu. Ama ben tüm bunların karşısında topladım kendimi… Çünkü o zaman fark etmedim belki ama içimdeki gücü babam bana kazandırmıştı zaten.  Şimdi hep yanımdalar. Ne olursa olsun biz hep yanındayız, seni hiç bırakmayacağız diyorlar. Ben de hiç bırakmadım kendimi. Benim de güçlü bir annem-babam varmış meğer.  Şimdi ben de kendimi güçlü hissediyorum. İşte biz de anne-babalar olarak çocuklarımıza bu gücü kazandırabilmeliyiz. Hayattaki zorluklara karşı dimdik ayakta durabilme gücü… Bunu sağlayabilmek için daha bebekken onların özerkliklerine saygı göstermekle başlamak lazım. Bırakın çocuklar kendilerini ortaya koysunlar. Sadece gözlemleyin onları bakın ne cevherler çıkacak ortaya… Çocuklar sadece sevgi ve ilgi isterler ailelerinden. Bu sevgi ve ilgi onları sımsıcacık bir çatı altında tutmaya yeter.  Bazen çok soğuk olsa üşüseniz,  bazen  üstünüze geliyor gibi olsa her şey bu sıcak ilgi ve sevgiyi hatırladığınızda bir güç yükselir birden yüreğinizden ve tüm bedeninizi sarar.  Köstek değil, destek olanlardan olun, her zaman….

Sevgilerle,

                                                           Teşekkürler Baba... 

17 Ağustos 2012 Cuma

BAYRAM


Hayata gülümseyebilmek..

       Bayrama çok kısa bir süre kaldı. Damla ve Derin de yarın bir süredir göremediği babaanne ve dedelerine kavuşacaklar  ve bayramı birlikte geçireceğiz.  Bayrama hepimizin iyi başlaması adına kısa bir yazı yazmak istedim.
     
       Hayata gülümseyebilmek lazım. Bir çocuk gibi adeta…  Atatürk zamanında ne güzel düşünmüş 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı… Biliyorsunuz o gün çocuklar bir çok önemli mevkiye oturup,  idare etmesini gösteriyorlar bize… Çocukça bir bakış açısıyla sevgi , kardeşlik  ve mutluluk üzerine…  Bu bakış açısı çok ama çok önemli… Bunu kaybetmemek gerekiyor. Her yeni günü heyecanla karşılamak,  alışmamak…  Belki de başımıza ne geleceğini bilmemek mutlu ediyor bizi.  Bilseydik yine mutlu olabilir miydik.  Hep ilerisi için hesap yapıyoruz.  Şu evi alayım, şu arabaya sahip olayım. Ondan sonra ohh gel keyfim gel… Ama bunları düşünürken elimizdeki zaman uçup gidiyor. Onlara sahip olunca da tatminsizleşiyoruz. Bu zamana kadar beklediğim  bumuymuş diye… Çünkü zaman değişiyor ve ihtiyaçların da değiştiğini unutuveriyoruz. Tuhaf… İnsanoğlunun yaratılışı  mı böyle? Yoksa popüler kültürün etkisi mi bunlar tartışma konusu… 

       Evet elimizden zaman uçup gidiyor. Şu anda yaşamalı… Şu an da şimdi… Yarın belirsiz. Yarın sürprizlerle dolu… Bir gün seans sırasında psikoloğum demişti ki Aytül Hnm varsayımlarla yaşıyoruz. Hep olmayacağını varsayıyoruz. Şu anda deprem olmayacak, ben hasta olmayacağım, sevdiklerim hep yanımda kalacak vs vs… Bunu bir şekilde sekteye uğrattığımız zaman psikolojik rahatsızlıklar başlıyor. Deprem oldu, ya bu aralar tekrar olursa… Ya birisi evime girip hırsızlık yaparsa vs vs… Bunları düşünmeye başlayınca hasta oluyoruz işte… O zaman ne yapacağız. Olmayacakmış gibi varsayacağız.  Olumlu düşüneceğiz. Bugün deprem olmayacak ve ben en sevdiğim restaurantın  24.katında yemek yiyeceğim. Hırsız evimi soymayacak, ben de bu gece rahatlıkla korkmadan misler gibi uyuyabileceğim. Bugün kimse bana bakmayacak ve ben de kimsenin bakışlarını umursamayacağım.

        Bugün…. Evet bugün… Şimdi…  Neden bayrama yaklaşırken firmalar bayrama yönelik duygusal mesajlar vermeye başladı. Neden en çok çikolata reklamları birlikteliği ve aile ziyaretlerini vurgulamaya çalışıyor. Çünkü unuttuğumuz için… Çünkü zaman geçtikçe daha çok iletişimi kopardığımız ve yalnızlaşmaya başladığımız için… Bayramlar birlik, beraberlik, kardeşlik kavramlarını pekiştirmek için çok önemlidir. Lütfen bayramlarımıza sahip çıkalım.Dini bayramlarımızı, 23 Nisan’ımızı, 19 Mayıs’ımızı, 29 Ekim’imizi, 30 Ağustos’umuzu…  Boşuna bayram denmiyor bugünlere…

        Sağlıklı, mutlu, kardeşçe güzel bir bayram diliyorum herkese…  Hayata gülümsemeyi unutmayın…

Kucak dolusu sevgiler...

A.K.

      Konu fotoğrafı olarak da çok sevdiğim çiçeği burnunda anneler grubu okul arkadaşlarımla fotoğrafımızı seçtim. Her zaman çok destek gördüm kendilerinden... Hepsine sonsuz sevgilerimi ve teşekkürlerimi sunuyorum. Her günümüz bayram havasında geçsin.:)






21 Mayıs 2012 Pazartesi

MEROZİN NEGATİF KONJENİTAL MUSKÜLER DİSTROFİ

MEROZİN NEGATİF KONJENİTAL MUSKÜLER DİSTROFİ

         Küçük güzel kızlarımızın rahatsızlığının ismi o kadar uzun ki… Bir çok kişi telefuz bile edemiyor. (Buraya tıktık)Merozin Negatif Konjenital Musküler Distrofi kısa adıyla CMD…

        Peki nedir bu CMD? Genetik faktörlerle gelen doğuştan kas güçsüzlüğü…  Merozin(laminin a2) proteini  kas, cilt ve sinir dokusunda bulunuyor. 6.kromozomdaki bir gen tarafından üretiliyor. Bu protein üretilmeyince özellikle ayak bileği, diz ve kalçada eklem sertliklerine neden oluyor. Kaslar güçsüzleşiyor.  Kullanılmayan kaslar kısalıyor ve eklemler sertleşiyor.  Eğer fizyoterapi ile korunmazlarsa vücut deformasyona uğruyor.

        Eşim hastalığın adını söyledikten sonra ilk sorum, tedavisi ne?..  Yok… Kesin tedavi şu an da dünyada mümkün değil?  Nasıl olur?  Eee peki ne yapacağız?  Böyle durup bekleyecek miyiz? Tabii ki hayır dedi eşim. Fizyoterapi görmeleri gerekiyormuş. Güneş(D vitamini) önemliymiş. Tamam D vitaminini güneş ve ilaç takviyesi ile hallettik. Fizyoterapi için ne yapacağız. O sırada kayınpederimin çocukluk arkadaşı yetişiyor imdadımıza… Şansa bak… Çocuklarda gelişen kas hastalıkları konusunda uzman bir fizyoterapistmiş. Hemen telefon açıyoruz. Çok şükür en kısa zamanda gelecek bizimle konuşmaya… Ne yapacağımızı bilmiyoruz. Aile de daha önce hiç böyle bir öykü yok… Akraba evliliği de yapılmamış.

       Kafamda binlerce soru var. Profesörle konuşamadım.  Haydi  Aytül artık hastalığın adını biliyorsun Merozin Negatif Konjenital Musküler Distrofi … Araştırmaya başla…

        Harıl harıl her gün araştırıyorum.  Konuyla ilgili çok fazla veri ne yazık ki yok. Bu sırada Fizyoterapist ablamız ki bundan sonra ona sadece ablamız demek istiyorum, bizi ziyarete geliyor. Ailece moral olarak çökmüş durumdayız. Ne yapacağımızı bilmiyoruz. Bilen birilerinden yardım bekliyoruz. Ablamız bize diyor ki “Kendinize gelin… Silkinin… Haklısınız… Çok zor bir durumun içindesiniz. Çok normal… Ama fizyoterapi dışında şu anda yapabilecek hiçbir şey yok… Kabullenin ve diğer aşamalara geçin… “

         Bizim gibi durumlarla karşılaşan aileler de aynı aşamalardan geçiyormuş. İlkin şok… Kabullenmeme… Sonra durgunluk dönemiyle gelen peki ne yapmalıyız soruları? Sonra ben iyi yaptırdım, sen kötü yaptırdın çatışmaları… Ağır sorumluluk altında yaşamak… Kaygılarla baş etmek için profesyonel destekler vs. vs.. ve sonrası tam bir kontrol… Sükunet..

         Tamam ablacığım dedim.  Yanımızda ol lütfen bizi bırakma… Ne yapacağımızı bilmiyoruz. Yardım et bize… Dedi ki merak etmeyin. Elimden geleni yapacağım.  Bu bebekleri hep birlikte getirebileceğimiz en yüksek seviyeye kadar taşıyacağız. Bilin ki bu öncelikle ailenin işi… Birbirinize destek olmanız gerekiyor. Çok şükür o konuda hiç problem yok.  Annem babam, kayınvalidem-kayınpederim, abim, ablam herkes bizimle… Ayakta durmamızı sağlıyorlar. Onların psikolojik desteğiyle daha güçlüyüz ve her şeyi yapmaya hazırız. Ablamız diyor ki bebekler çok küçük.  6 aylıklar… Bu dönemde bir merkeze giderlerse enfeksiyon kapma ihtimalleri yüksek. O nedenle evde başlayacağız. Ben size öğreteceğim ve her hafta kontrol edeceğim. Tamam diyoruz sen öyle diyorsan öyledir. Çalışmalar başlıyor. Bazı kaslar çalışmadığı için kısalmış. Onları uzatmak gerekecek… Gerekli fizyoterapi hareketlerini öğreniyoruz. O kadar üzgün ve korkmuş durumdayım ki, bebeklerime dokunmaktan çekiniyorum onlara bir zarar verir miyim diye.  Ablamız bu durumun da normal olduğunu söylüyor. Zamanla hepiniz bu evdeki herkes bu işi çok iyi yapacak diyor ve öyle de oluyoruz gerçekten…

        Toparlanma süreci… Ailemiz yanımızda… En büyük destek onlar bizim için… Arkadaşlarımız üzgün… Söyleyecek bir şey bulamıyorlar. Söylenecek bir şey yok zaten…

        Bir gün diş problemim nedeniyle diş doktorundayız. Çok üzgün olduğum bir dönem… Dinledi hikayemizi ve dedi ki üzülme Aytül bu senin misyonun… Tamam belki rahatsız olarak doğdular. Ama şunu da düşün belki de bu hastalıktan ilk kurtulacak bebekler de seninkiler olacak? Belki kendi hastalıklarını kendileri çözecekler .  O an durdum dedim ki haklı olabilirsiniz? Bu kadar şans? Belki de bunların bir anlamı var. Yanıma geldi ve elimi tuttu dedi ki, hayatımızın kalitesi ne kadar uzun olduğuyla değil ne kadar kaliteli ve mutlu yaşadığımızla ölçülüdür. Kimin ne kadar yaşayacağı belli mi? Değil tabii ki… O halde zamanı iyi kullan, mutlu et onları… Bu konuşmadan sonra bir daha çok istisnalar dışında hiç gözyaşı dökmedim. Ben mutlu oldum, onları da mutlu ettim.    

                                                                                               

7 Mayıs 2012 Pazartesi

İKİ KOCA YÜREK - 07 Mayıs 2012


İKİ KOCA YÜREK

  
        İçimde büyüyen iki koca yürek var. Hamileliğin 3. ayından itibaren aş ermeye başladım.

        Hem de ocak ayının ortasında can eriği istiyorum. Eşim yurt içi, yurt dışı her yerde arıyor yok, yok, yok… Ama ben istiyorum. Gece rüyalarımda kendimi erik ormanında buluyorum. Ağaçlara tırmanıp doyasıya yiyorum. Çatır, çutur… Sesi de o kadar güzel ki… Rüya değil sanki gerçek… Ama bu da yetmedi erik lazım erik… Eşim, arkadaşıyla birlikte çözüm üretmeye çalışıyor, en sonunda can eriği turşusu bulmuşlar bana getirdiler. Ben de bir güzel yemeye başladım. Eee fena değil, en azından sesi gerçekçi… Yedikçe çatır, çutur sesleri geliyor.

         Bu arada hızla büyümeye başladılar. 2li tarama testine gidiyoruz. Çok hareketliler, her şey normal diyor doktorlar. Bebeklerin hareketli olması iyi bir şeymiş. Bu iyi oksijen aldıklarını gösterirmiş. İçimiz rahat bir şekilde çıkıyoruz hastaneden… 4. aydayız, sevinçliyiz ve ilk defa kızlarımıza bir şeyler alıyoruz eşimle… Küçük birer kırmızı tulum ve şapka. O kadar minik ki bir oyuncak bebeğe giydirilebilecek kadar küçük.



        Büyüme devam ediyor. Ben henüz 5 aylığım ama görünümüm 8 aylık gibi… Hamilelik okuluna başlamak istiyorum. Bilinçli bir anne olmak istiyorum. Doğum yapacağım hastanenin okuluna kayıt yaptırdım. Dersler başladı. En çok sevdiğim kısmı teneffüs. Sınıfın bir köşesine büyük bir masa koymuşlar. Üstünde de kekler, simitler, meyveler ne istersen var. Ama benim için özellikle de erik var. Evet erik çıktı… Mayıs ayındayız. Ben ilk eriğimi geçen ay(nisan 2009) kilosu 30 liradan yedim. Çok fazla erik yediğim için eşim sayarak veriyor artık bana… Ama ben gizlice çalıyorum gene. Bir seferinde saymıştı. Bir saat için 45 tane erik yemişim. Çocuk gibiyim. Kızınca hemen bozuluyorum, küsüyorum. Bu annelik hormonları da neme nem bir şeymiş. İnsanın huyunu değiştiriyor. Her şeye ağlamaya başladım. Televizyonda şampuan reklamı izliyorum, ağlıyorum. Neden, bilmiyorum, ağlıyorum… Aklıma yeni evli olduğumuz zamanlar geliyor. O zaman da çok duygusal bir dönemimdi. Eşimle bir gün televizyonda türk filmi seyrediyoruz. Film de Kemal Sunal’ın bir filmi… Filmin esas oğlanı zengin, kız fakir… Evlenmeye karar veriyorlar. Oğlan tarafı evlenecek çift için bir hayli hediye yapıyor. Kız fakir ya parası yok. Mahalleli toplanıp, kızın yatak odası takımını alıyor. Bu arada ben de hıçkırıklara boğularak bir ağlama başlamasın mı. Eşim gülüyor ve şaşırıyor. Ne oldu, neden ağlıyorsun? Anlam veremiyor tabii. Diyorum ki mahalleli fakir kızın yatak odasını aldı ya, ona ağlıyorum çok duygulandım. Eşim gülmeye başlıyor, eee ne olmuş bunda. Empati mi kurdun, yoksa bizim de mi yatak odamızı mahalleli aldı diyor. Başlıyoruz birlikte gülmeye, hem ağlıyorum, hem gülüyorum. Yani normal de bile böyleyken düşünün hamilelikteki halimi.



         Eşimle bol miktarda belgesel seyrettiğimiz bir dönem… Bebeğin gelişim aşamaları, ikiz bebeğin anne karnındaki öyküsü… O kadar ilginç ki… Neden bu mucizeyi bu zamana kadar izlememişim diyorum. Ama algıda seçicilik işte. Zamanı şimdiymiş. Belgeselde diyor ki 5.-6. aylardan itibaren bebekler dış seslere duyarlı olurmuş. Her gün onlarla konuşuyorum. İşe giderken birlikte şarkı söylüyoruz. Annesinin karnında hoplaya zıplaya oynarmış… Miniminicik, miniminicik… Bu arada hamileliğin en zor yanlarında biri tuvalet sıkıntısı oldu. İşimle evim arası yürüyerek 10 dakika… Ama ben artık 20 dakika da gidebiliyorum. Çünkü 5 dakika sürmüyor tekrar tuvalet ihtiyacının gelmesi… Ev ile iş arası hastane, benzin istasyonu, restaurant ne varsa tanıyorlar beni artık.

         Bir gün alışveriş merkezine gireceğim güvenlikteki bayan diyor ki hanım efendi her an doğurmak üzeresiniz tek başınıza gezmeyin böyle… Afallıyorum, ama ben daha 6 aylığım… Evet doktor bunu söylemişti. 6.ayında 9 aylık gibi gözükeceksin. Eee ne de olsa ikiz. Bütün besinler onlara gidiyor. Hayatımda hiç yemediğim kadar marul, roka, limon yediğim bir dönem… Bayılıyorum. Abur cubura hiç rağbetim yok. Varsa yoksa ot. Doktorumuz Aytül ikiz gebelik zordur. Bebekleri hemen sahiplenme demişti. 28. Hafta tehlikeli amaaan doğurabilirsin. 28.haftaya kadar bekledik de bekledik. Hedef 28… Bu arada doktorumuz amniyosenteze gerek olmadığını söyledi. Ama yine de yaptırmak istersen yaparız dedi. Ben ona o kadar çok güveniyorum ki siz gerek yok diyorsanız yoktur dedim. Bana amniyosentezde sadece 3 hastalığa bakılabildiğini söyledi. Bebeğin gözleri körse, ya da kulakları duymuyorsa bunları bilmemiz imkansız dedi. Tıp hala %20 oranında kalan kısma açıklama yapamıyormuş. Olsun dedim, her şey normal, iyi benim bebeklerim. 28 hafta geldi. Aman her an doğurabilirim. Dikkaaaat! Herkes tetikte beklesin. Hafta bitti. Yaşasın doğurmadım. Yeni hedef geldi 32… Aman Aytül sakın doğurma… Sıkı tut bebekleri 30. haftada erken doğum olabilir riski ile doğum iznine ayrıldım. Canım sıkılıyor, yat yat nereye kadar…  Bu aralar eşim bana meşgale olacak şeyi buldu. İsim düşün diyor. Listeliyorum, söylüyorum. Daha çalış, oyalan diyor. Çağla-Damla, Deniz-Derin, Rüya-Masal, Damla-Derin hep çiftliyoruz isimleri. Önce Rüya-Masal dedik. Çok bekledik ya onları… Bu isim uygun geldi duruma… Ama çevrede bir eleştiri, bir eleştiri… Masal mı? O ne? Çocukla dalga geçerler sonra? Rüya mı? Yok uygun bir isim değil. En sonunda aile meclisi noktayı koymak istedi. Bir sabah aradılar. Evet karar verdik, Rüya-Masal olsun. İlk başta eleştirdik ama söyledikçe kulağa hoş geliyor. Ama iyi de biz ondan vazgeçtik. Yıkıldılar tabi... Eee ne olacak peki, ne diyeceğiz biz bebeklere daha isimleri bile yok. Şimdilik kod adları var. Damla ve Derin… Ama kesin değil. Üfff karar vermek ne zor. Umarım ilerde benden nefret etmezler. Küçüklüğümde uzun yıllar anneme çok kızmıştım. Niye benim adımı Aytül koydular diye… Hatta kimse de de yok demiştim. Yeni tanıştığım biri bana aaa ismin perde dükkanı gibi AY- TÜL dediğinde annemi çok anmıştım o gün. Ama şükür ki facebook çıktı. Meğer ne kadar Aytül varmış. Gördüm rahatladım. Hatta çok da şaşırdım. Şu internetle hayat ne kadar küçüldü değil mi?



        Neyse Kod adları şimdilik Damla ve Derin…  32. Haftadayız. Çok şükür henüz doğurmadım. 36. Haftada bebekleri almayı planlıyor doktorumuz. Aman dedi çok dikkat et. Bundan sonra hep yatacaksın. Bebekler çok irileşmiş. İkisinin toplamı 3.600kg olmuş bile. Ben ise toplamda 18 kiloya ulaştım. Her an doğurabilirim. Ertesi gece yarısı kramplar başladı. Karnım yükseliyor alçalıyor. Bir sürü tepecikler oluştu. Eşim elini karnıma koyuyor, biraz sakinleşiyor yaramazlar. Gece saat 04.00 suları… Şiddetli bir sancı ile uyanıyorum. Amanın kanamam var galiba… Eşimi kaldırıyorum hemen… Tolga kanamam var galiba… Yatağa bakıyor, yok Aytül, kanama yok. Su geliyor. Eyvah doğum başladı. Hemen doktorumuzu arıyor eşim. Doktorumuzun cevabı çok komik.” Aytül su koyverdi demek ki, hemen hastaneye getir, muhtemelen bu sabaha karşı alacağız bebekleri.” O zamana kadar doktorun bize söylediği her şeyi unuttuk. Hafıza yine sıfır.. Arabaya bindik. Kayınvaldem arkada habire dua ediyor, ben önde doğurmayacağım, daha çok erken diyorum, do-ğur-ma-ya-ca-ğım. Eşim hastanenin yolunu şaşırıyor. Evlere şenlik bir halde hastanenin yolunu nihayet buluyoruz. Hemen NTSC’ye bağladılar. Sancılar 2 dakikada bire inmiş. Amanın ikizleri nerdeyse normal doğuracağım. Tabii hafta erken, risk çok sezeryenle aldılar bebeklerimizi…






HOŞ GELDİNİZ MELEKLER…


        Bebeklerim erken dünyaya geldi. 7 aylık doğdular. Hayallerimde çok farklı bir doğum öyküsü vardı. Bebeklerimin yanımda olduğu bir oda… Her yerde mis gibi bebek kokusu.. Ama benim bebeklerim kuvöze alındı. Diğer odalarda ise bebekleri yanlarında, ziyaretçilerini kabul eden diğer çiçeği burnunda anneler-babalar…  Bense kamerada  tanıştım ilk kez bebeklerimle… 2  gün sonra bebeklerimi yoğun bakımda bırakarak, kollarım boş ağlamaklı çıktım hastaneden.  Bekledim… Her gün babalarının kameraya çektiği görüntüleri izleyerek onlar için süt sağdım. Babaları her gün hastanenin yoğun bakımına taşıdı onlara sütlerini… Onları görmek için hastaneye gittiğimde çok miniklerdi. 1.5 kilo kadar… Elime vermediler. Sadece camdan bakabildim…  Durumları iyi dedi doktorlar. Solunum problemi yok. Yalnızca çok küçükler, beslemek çok zor. 2 kiloya ulaştıklarında size vereceğiz dediler. Bebeklerime ulaşmam 15 günü aldı.. 15 gün sonra evde bir bayram sevinci… Çok mutluyuz… Sağlıklılar… Bütün kontrollerden geçiyoruz. Her şey normal gözüküyor. Biz tam bir aile olduk artık…



      Bu mutluluk 6 ay sürdü… 6 aylıkken hayatımızın dönüm noktası olacak olay başladı…