MEROZİN NEGATİF KONJENİTAL MUSKÜLER DİSTROFİ
Küçük güzel kızlarımızın rahatsızlığının ismi o kadar uzun ki…
Bir çok kişi telefuz bile edemiyor. (Buraya tıktık)Merozin Negatif Konjenital Musküler Distrofi kısa adıyla CMD…
Peki nedir bu CMD? Genetik faktörlerle gelen doğuştan kas
güçsüzlüğü… Merozin(laminin a2)
proteini kas, cilt ve sinir dokusunda
bulunuyor. 6.kromozomdaki bir gen tarafından üretiliyor. Bu protein
üretilmeyince özellikle ayak bileği, diz ve kalçada eklem sertliklerine neden
oluyor. Kaslar güçsüzleşiyor. Kullanılmayan
kaslar kısalıyor ve eklemler sertleşiyor. Eğer fizyoterapi ile korunmazlarsa vücut
deformasyona uğruyor.
Eşim hastalığın adını söyledikten sonra ilk sorum, tedavisi
ne?.. Yok… Kesin tedavi şu an da dünyada
mümkün değil? Nasıl olur? Eee peki ne yapacağız? Böyle durup bekleyecek miyiz? Tabii ki hayır
dedi eşim. Fizyoterapi görmeleri gerekiyormuş. Güneş(D vitamini) önemliymiş.
Tamam D vitaminini güneş ve ilaç takviyesi ile hallettik. Fizyoterapi için ne
yapacağız. O sırada kayınpederimin çocukluk arkadaşı yetişiyor imdadımıza…
Şansa bak… Çocuklarda gelişen kas hastalıkları konusunda uzman bir
fizyoterapistmiş. Hemen telefon açıyoruz. Çok şükür en kısa zamanda gelecek
bizimle konuşmaya… Ne yapacağımızı bilmiyoruz. Aile de daha önce hiç böyle bir
öykü yok… Akraba evliliği de yapılmamış.
Kafamda binlerce soru var. Profesörle konuşamadım. Haydi
Aytül artık hastalığın adını biliyorsun Merozin Negatif Konjenital
Musküler Distrofi … Araştırmaya başla…
Harıl harıl her gün araştırıyorum. Konuyla ilgili çok fazla veri ne yazık ki
yok. Bu sırada Fizyoterapist ablamız ki bundan sonra ona sadece ablamız demek
istiyorum, bizi ziyarete geliyor. Ailece moral olarak çökmüş durumdayız. Ne
yapacağımızı bilmiyoruz. Bilen birilerinden yardım bekliyoruz. Ablamız bize
diyor ki “Kendinize gelin… Silkinin… Haklısınız… Çok zor bir durumun
içindesiniz. Çok normal… Ama fizyoterapi dışında şu anda yapabilecek hiçbir şey
yok… Kabullenin ve diğer aşamalara geçin… “
Bizim gibi durumlarla karşılaşan aileler de aynı aşamalardan
geçiyormuş. İlkin şok… Kabullenmeme… Sonra durgunluk dönemiyle gelen peki ne
yapmalıyız soruları? Sonra ben iyi yaptırdım, sen kötü yaptırdın çatışmaları…
Ağır sorumluluk altında yaşamak… Kaygılarla baş etmek için profesyonel
destekler vs. vs.. ve sonrası tam bir kontrol… Sükunet..
Tamam ablacığım dedim.
Yanımızda ol lütfen bizi bırakma… Ne yapacağımızı bilmiyoruz. Yardım et
bize… Dedi ki merak etmeyin. Elimden geleni yapacağım. Bu bebekleri hep birlikte getirebileceğimiz
en yüksek seviyeye kadar taşıyacağız. Bilin ki bu öncelikle ailenin işi…
Birbirinize destek olmanız gerekiyor. Çok şükür o konuda hiç problem yok. Annem babam, kayınvalidem-kayınpederim, abim,
ablam herkes bizimle… Ayakta durmamızı sağlıyorlar. Onların psikolojik
desteğiyle daha güçlüyüz ve her şeyi yapmaya hazırız. Ablamız diyor ki bebekler
çok küçük. 6 aylıklar… Bu dönemde bir
merkeze giderlerse enfeksiyon kapma ihtimalleri yüksek. O nedenle evde
başlayacağız. Ben size öğreteceğim ve her hafta kontrol edeceğim. Tamam diyoruz
sen öyle diyorsan öyledir. Çalışmalar başlıyor. Bazı kaslar çalışmadığı için
kısalmış. Onları uzatmak gerekecek… Gerekli fizyoterapi hareketlerini öğreniyoruz.
O kadar üzgün ve korkmuş durumdayım ki, bebeklerime dokunmaktan çekiniyorum
onlara bir zarar verir miyim diye.
Ablamız bu durumun da normal olduğunu söylüyor. Zamanla hepiniz bu
evdeki herkes bu işi çok iyi yapacak diyor ve öyle de oluyoruz gerçekten…
Toparlanma süreci… Ailemiz yanımızda… En büyük destek onlar
bizim için… Arkadaşlarımız üzgün… Söyleyecek bir şey bulamıyorlar. Söylenecek
bir şey yok zaten…
Bir gün diş problemim nedeniyle diş doktorundayız. Çok üzgün
olduğum bir dönem… Dinledi hikayemizi ve dedi ki üzülme Aytül bu senin
misyonun… Tamam belki rahatsız olarak doğdular. Ama şunu da düşün belki de bu
hastalıktan ilk kurtulacak bebekler de seninkiler olacak? Belki kendi
hastalıklarını kendileri çözecekler . O
an durdum dedim ki haklı olabilirsiniz? Bu kadar şans? Belki de bunların bir
anlamı var. Yanıma geldi ve elimi tuttu dedi ki, hayatımızın kalitesi ne kadar
uzun olduğuyla değil ne kadar kaliteli ve mutlu yaşadığımızla ölçülüdür. Kimin
ne kadar yaşayacağı belli mi? Değil tabii ki… O halde zamanı iyi kullan, mutlu
et onları… Bu konuşmadan sonra bir daha çok istisnalar dışında hiç gözyaşı
dökmedim. Ben mutlu oldum, onları da
mutlu ettim.


