25 Eylül 2014 Perşembe

HAFTANIN ANNESİ OLDUM

       Çekimleri çok eğlenceli geçen bir programdı Haftanın Annesi... Beni günlük yaşamın koşuşturmasından uzaklaştırarak bambaşka bir dünyaya taşıdı sanki... Farklı anneler, farklı yaşamlar, farklı hayat hikayeleri empati kurabilme yeteneğimi daha da arttırdı. Bu kazanım için bu programa ve sevgili yarışmacı arkadaşlarıma çok şey borçluyum. Yarışma sonrası birçok yorum ve tebrik mesajları aldım. Herkese ayrı ayrı teşekkür etmek isterim.


       Biriciklerim Damlam ve Derinimin sayesinde kazandığım bu yarışmada, en büyük ödülüm yine onlar gibi çocuklara sahip olmam aslında... Dünyaya gelerek bana en güzel ödülü verdiler zaten...


İzleyebilirsiniz:)
                    http://www.kanalturk.com.tr/haber/103320/haftanin-annesi-5-hafta-5-bolum














17 Eylül 2014 Çarşamba

14 Temmuz 2014 Pazartesi

TATİLDEN HABERLER...

       Uzun bir ara yazamadığım için tüm sevenlerimizden çok özür diliyorum. Mayıs ve Haziran aylarımız çok yoğun ve koşturmalı geçti. Bu arada yazacak çok şey birikti. Zamanla hepsine yer vereceğim. Hem kızların sağlık durumu, hem bu süreçte yaşadığımız bürokratik sorunlar vs vs teker teker gelecek. Bu süre zarfında bazı mesajlar aldım. Özellikle kızların şu dönem sağlık durumlarını merak eden arkadaşlarımız olmuş. Gayet iyi olduklarını söylemeliyim. Şimdi biraz bunlara değinmeden önce bana mesaj gönderen herkesi tek tek yanıtladığımı da belirtmek isterim. Gecikme için ayrıca özür diliyorum.

       Gelelim şu anda neredeyiz. Gömeç yakınlarında Artur Tatil sitesinde yazlığımızda tatil yapıyoruz. 1 aydır buradayız. Güneş, deniz ve egzersizler kızlara çok yaradı. Ben güneşe çıkardığımda hiç güneş kremi sürmüyorum. Zaten saat 15.00 ve sonrası güneşe çıkıyorlar. Bazen omuz başlarına koruyucu sürüyorum. Güneş özellikle kemik gelişimi için çok önemli ve yeteri derecede alınması gerekiyor.


 

      Burada günlerimiz çok programlı ve yoğun geçiyor. Eşim işi nedeniyle İstanbul'da... Buraya beraber geldiğimiz yardımcı ablamızın işten ayrılıp, İstanbul'a dönmesi, beni oldukça zorladı. Tek başıma idare etmeye çalışıyorum. Yeterli güce ve kondisyona sahip olabilmek için her sabah kızlar uyurken erkenden spor yapmaya çıkıyorum. Bu da beni dinç tutuyor. Her şeyin kızlarımın sağlığı için olduğunu düşününce, bu kadar yorgunluğa dayanabiliyorum neyse ki.... Plajda yeni yeni arkadaşlarım oldu. Hepsi çok destek oluyorlar, Allah hepsinden razı olsun. Çünkü tek başına olmak hiç kolay değil. Onları denize sokmak, denizden çıkarıp kucağında duş aldırmak, duştan alıp giydirmek, çabuk sıkıldıkları için sürekli yeni bir şeyler üretmeye çalışmak, tekrar denize girmek, günlük germe egzersizlerini yaptırmak, ayakta tutmak, onların elleri, kolları, bacakları olmak vs vs Bazen gerçekten yetemediğimi düşünüyorum. Ama hayat felsefem "elimden gelenin en iyisi" beni bu durumda bir miktar teselli ediyor. Bu sene çok güzel bir şey keşfettik. Akülü arabalar... Kızların bu arabaları kullanamayacağını, gaza yeterince güçlü basamayacaklarını düşünüyordum. Ama kullandıklarını görünce hem çok şaşırdım, hem de fikrim değişti. 1 ayda bu arabalarla bir hayli gelişme kaydettik. El-kol-ayak-beyin koordinasyonu arttı. Özgüvenleri gelişti. Bizden ayrı olarak kendi kendilerine hareket edebilme yeteneklerini keşfetmek onlar için müthiş oldu. Sözler görüntülerin yanında anlamsız kalacağı için İşte bir video:)

                                                        akülü araba kullanıyoruz izle



       Bunların yanı sıra beden eğitimi öğretmeni, aynı anda senkronize yüzme hakemi halamız ile suda çok güzel egzersizler yapıyoruz. Denizde yüzmek kas gelişimimize destek oluyor. Diğer yandan sosyalleşmeyi de ihmal etmedik. Sinema ve Disco özellikle Derin'in çok hoşuna gitti :) Sosyal ortamlarda bulunmak dünya görüşünü ve bakış açısını zenginleştirme açısından çok faydalı.

                                                          Derin Disco'da izle

 
 
 




 
  
         Ve bir sürpriz daha balerin ablamızdan bale dersleri aldık. Haftaya videolarıyla sizlerleyiz. Hiç bir zamanımızı boş geçirmedik. Çok şükür karşılığını da alıyoruz.
 
Sevgiyle, hep mutlu kalın...
 
 
      Not: Bizden bu dönem desteğini esirgemeyen, başta sevgili annem ve babam, halamız Tuba, Dilek Tezçalışır Başbuğ ve sevgili kızı Ezgi ve oğlu Ozan'a, Seher'e, Saadet Paçacı, Hital, Zeynep, Mutlu, Pınar, Zeynep, Ada, Çağla ve Deniz'e  sonsuz sevgilerimi ve teşekkürlerimi gönderiyorum. İyi ki varsınız.



30 Nisan 2014 Çarşamba

ÇOCUK BAYRAMI

      Çok keyifli geçirdik 23 Nisan'ımızı... Damla ve Derin Haliç Üniversitesi Gönüllülük Kulübü tarafından gerçekleştirilen 23 Nisan etkinliklerinde çok mutlu oldular. Abiler, ablalar onlarla oynadılar, şarkılar söylettiler, dans ettiler, boyamalar yaptılar. Ben de kimi zaman onlara katıldım. Kimi zaman mutluluklarını dışarıdan izledim. Bu güzel günde bir çok anımız oldu. Tüm çocuklarımızın ve halen çocuk kalanların Çocuk Bayramı kutlu olsun...

Haliç Üniversitesi'ne sonsuz teşekkürler, kucak dolusu sevgiler...














20 Nisan 2014 Pazar

ÖZVERİLİ HAYATLAR; FİZYOTERAPİSTLİK...


      Zorlu geçen bir mart ayı... Bir sabah kalktım ve kolumu omuzumdan başlayarak hareket ettiremedim. İnanılmaz bir ağrı... Uzun süredir omuzum ile ilgili sıkıntım vardı. 3 sene önce ortopedi doktoruna muayene olduğumda kesinlikle ameliyat olmalısın demişti. Fakat bu hastalığın ameliyat sonrası daha sıkıntılıymış. Uzun süre ağır bir şey taşıyamayacağımı söyledi. Kendisine kızlarımın durumunu anlattım ve onları kucağımda taşımak zorunda olduğumu belirttim ve zamana bırakma kararı aldım. Kimi zaman normal gibi kimi zaman oldukça ağrılı 3 yıl geçti. Bu sırada hareket kısıtlılığı arttı. Bir sabah kalktığımda artık daha fazla bekleyemeyeceğimi anladım. Muayene oldum. Hastalığım bir hayli ilerlemişti. Ameliyata kadar uyuşturucu ilaçlarla ancak dayanabildim. Bu hastalığın ağrısını şöyle tanımlayabiliyorum. Doğum sancısı da çektim. Ama böyle bir şey görmedim. Neredeyse onun iki katı ağrısı vardı. Ameliyat tek kurtuluşumdu ve başarılı bir ameliyat oldu.

        Bir gece hastanede yattıktan sonra taburcu oldum. 15 gün kol askısı takmam gerekti. Hayat ne kadar tuhaf sakındığın göze gerçekten çöp batıyor misali, kolumu ne kadar korumaya çalışsam da sokakta insanlarımızın ne kadar dikkatsiz olduğunu gördüm. Daha önce insanların birbirinin eline koluna çarptığını bu denli fark etmemiştim. Öyle dalgınız ki... 15 günün sonrasında fizyoterapim başladı. İlk seansları ameliyat olduğum hastanede denedim. Memnun kalmayınca GATA'da Hilmi Kılaç  ile tanıştım. İyi ki de tanışmışım. Keşke böylesine mesleğine saygılı, inançlı, idealist insanlar çoğalsa... Tedavimi üstlenen Hilmi Bey beni muayene ettikten sonra donuk omuzumdan bahsetti. Böyle ağır bir vakayı ilk kez ben de görmüş. Bunun tedavi şekline scapulayı açmak diyorlar. Yani kürek kemiği. Bunu açmadan omuz hareketini tam olarak sağlamak mümkün değilmiş. Yanında stajyerlerine bilgi verirken ben de öyle çok şey öğrendim ki... Kızlarım üzerindeki empatim de arttı. Artık hangi hareketin ne için yapıldığının daha farkındayım. Tedavim halen sürüyor. Her gün fizyoterapiye gidiyorum. Hem de neşeyle... Oysa ki biliyorum çoğu kez acıdan bağıracağımı... Ama öyle enerjik öyle pozitif bir ortama gidiyorum ki başka hiçbir şeyin önemi yok. Eşime geçenlerde fizyoterapimin biteceğine üzüleceğimi söyledim. Keşke her merkez böyle olsa... Ağrıyla geldiğin mekanda seni karşılayan güler yüzlü, mesleğine inançlı, pozitif insanlar olsa... O zaman eminim rahatsızlıkların tedavisi daha çabuk bitecek. İyi ki varsınız Hilmi Kılaç, sizi tanıma şansına sahip olduğum için çok mutluyum.

        Geçtiğimiz ay bizi çok mutlu eden bir ziyaret oldu. Haliç Üniversitesi Fizyoterapi bölümünden bir grup öğrenciyi evimizde misafir ettik. Pırıl pırıl, bir birinden tatlı bu öğrencilerimiz vaka incelemesi yapmak istemişler. Keyifli bir sohbet, güzel geçen bir günün ardından farkındalıklarının çok arttığını söylediler. Bizler de onları tanımaktan çok mutlu olduk. Duyduk ki sonrasında sunumları da çok beğenilmiş. Sevgili gençler dilerim sizler gibi idealist, bilinçli, pozitif düşünebilen insanlar artsın. Her tarafımızda çoğalsın. Fizyoterapistlik gerçekten çok özveri isteyen ve çok önemli bir meslek.... Haliç Üniversitesi fizyoterapi öğrencilerinden sevgili Taha Uysal ziyaretleri sonrası bana şöyle bir yazı yazdı. Sizlerle paylaşmak istedim.

"
Aytül Hanım sunumumuzu yaptık çok çok güzel oldu herkes çok beğendi. ikizleri herkes ziyaret etmek istedi :) Edindiğimiz tecrübeler konusunda olsun çok verimli oldu. Öyle ki  sizin oradan çıkıp eve giderken yolda gördüğüm çöp toplayan adamı bile öpesim geldi. Sizdeki o enerji bize o kadar harika geçti ki anlatamayacağım bir duygu. Ama şuna inanıyorum ki sizdeki azmin enerjinin yarısı bu insanlarda olsun dünya da güzelliklere kör olan kimse kalmaz. Konuyu fazla dağıtmadan sonsuz teşekkürlerimi iletiyorum."

 
Ayaktakiler soldan sağa :  TAMER YILANCI,  DİLARA YÜKERİ,  ESRA DEMİR,  MERVE ÖZDEMİR,   GÜLŞEN ARIGTEKİN  
 
Oturanlar:   GÖKŞİN ÖZCANAN, İKİZLER ve ANNELERİ :)  M.TAHA UYSAL 
 



                                                İYİ Kİ VARSINIZ, SONSUZ SEVGİLER,



9 Mart 2014 Pazar

KAS HASTALIKLARI FARKINDALIK GÜNÜ

Farkında mısınız?

     Şu anda sağlıklı bir insan olarak okuduğunuzu varsayalım. Haftada belli günlerde spor yaptığınızı düşünelim. Sporla vücudunuzu dinç tutmak, formda ve sağlıklı olmak istiyorsunuz. Sporla vücudunuzdaki yağ oranını azaltıp, kaslarınızı güçlendirmek en büyük amacınız. Ama bu durum bazılarımız için kolay olmuyor. Kas yapımızda sorunlar olabiliyor. Bugün baktığımızda 200-300 çeşit kas hastalığı duyuyoruz. Kimi genetik, kimi farklı faktörlerden etkileniyor. Yani kaslarımız da hasta olabiliyor. Hasta olunca ne mi oluyor? En başta güçlenemiyoruz. Vücudumuzun temel hareket sistemlerinde sorunlar baş gösteriyor. Bugün biliyoruz ki organlarımız kas yardımıyla faaliyetini sürdürüyor. Kaslarımız bu kadar önemliyken hasta olmaları durumunda neler olabileceğini düşündünüz mü? İnanın ölüme kadar varabilen çok ciddi hastalıklara bile sebep olabiliyor.

     2000li yılların başlarında gen kodlarının çözülmesi ile ilgili bir haber okuduğumu hatırlıyorum. O haberde gelecek yıllarda bir çok hastalığın tarihe karışacağı söyleniyordu. Bu durum özellikle genetik hastalığı olanlar için çok önemli bir gelişmeydi. Bu yıllarda kas hastalıklarıyla ilgili de tanımlamaların artmaya başladığı göze çarpıyor. Önümüzdeki yıllarda bu hastalıklarda gen tedavilerinin çözüm olabileceği ile ilgili çalışmalar halen sürüyor ve yurt dışında bu çalışmalara önemli maddi kaynaklar ayrılmış bulunmakta.

     Yazımın başlangıcında farkında mısınız demiştim. Bugün büyük bir çoğunluğumuzun bilmediği veya duyduğu ama anlamadığı kas hastalıkları konusunda geçtiğimiz aylarda yapılan önemli bir sempozyumdan bahsedeceğim. Kendim de bizzat konuşmacı olarak katıldığım bu sempozyum muhteşemdi. Beni konuşmacı olarak davet eden Türkiye Kas Hastalıkları Derneği'ne ve bu önemli sempozyumu hazırlayan Haliç Üniversitesi Gönüllülük kulübüne teşekkürlerimi sunarım.

     Haliç Üniversitesi Gönüllülük Kulübü tarafından düzenlenen Farkındalık Günü "Kas Hastalıkları ve Çözümleri" sempozyumundan kısa notlar aldım ve sizlerle paylaşmak istiyorum. Sempozyum Haliç Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölüm Başkanı Prof.Dr. Hürriyet Yılmaz ve Türkiye Kas Hastalıkları Derneği'nin Yönetim Kurulu Başkanı Prof.Dr. Coşkun Özdemir'in açılış konuşmaları ile başladı. Kas Hastalıklarında son gelişmeler konusunda Prof.Dr. Piraye Oflazer çok güzel bir konuşma yaptı. Mutlaka izlemelisiniz. Aşağıdaki linkten konuşmasına ulaşabilirsiniz.

Prof.Dr. Piraye Oflazer Son Gelişmeler İzle

     Haliç Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölüm Başkanı Prof.Dr. Hürriyet Yılmaz kas hastalıklarında fizik tedavi ve rehabilitasyon konusunda önemli bilgiler paylaştı. Bugün biliyoruz ki şu an için bir ilaç tedavisi mümkün olmayan kas hastalıklarında fizik tedavi olmazsa olmazımız. Bu tedaviye özen göstermemiz ve inançla devam etmemiz gerekiyor. Aşağıdaki linki tıklayarak bu önemli konuşmayı izleyebilirsiniz.

Prof. Dr. Hürriyet Yılmaz Kas Hastalıklarında Rehabilitasyon İzle

     Evde bakımın önemi ve uygulamalar konusunda Uzman Hemşire Zeynep Oğuz görüşlerini bildirdi. Konuşmasında yurt dışında bu hizmetlerin ne kadar ileri olduğunu Türkiyemizin bu konuda ne kadar geri kaldığını gözler önüne seriyor. İzleyebileceğiniz linki aşağıda iletiyorum.

Uzman Hemşire Zeynep Oğuz Evde Bakım Hizmetleri İzle

     Diğer yandan Psikoloji kas hastalarına neler sunabilir konusunda Uzman Psikolog Nilgün Sarı bu zor süreçte hasta ve aileleri için psikolojik desteğin, danışmanlığın önemini vurguladı. Alternatif tedaviler konusunda Prof. Dr. Coşkun Özdemir dikkatli olunması gerektiğini belirtti. Çünkü tedavisi henüz gerçekleşmeyen bu hastalıklarda umut tacirlerinin hastaları ve ailelerini olumsuz yönde etkilemesinin motivasyonu düşürdüğünü ve insanları daha da çok umutsuzluğa ittiğini belirtti. KASDER (Kas Hastalıkları Derneği) 'in Hasta ve Yakınları için yeri ve önemi, erişebilirlik konusunda Gülizar Reisoğlu açıklamalarda bulundu.  Ben de bu durumu yaşayan ailelerden biri olarak yaşadıklarımızı ve için de bulunduğumuz durumu ve duygularımızı dile getirmeye çalıştım.  Sempozyumda en etkilendiğim konuşma ise Engelliler ve Hukuk konusunda Avukat Turan Hançerli'nin konuşması oldu. Bugün hasta olalım ya da olmayalım haklarımız konusunda ne kadar bilgisiz olduğumuz öyle açıklıkla gündeme getirildi ki... Hukukun önemi ve yasaların önemi, Hukuk devletinin önemi bir kez daha çok çarpıcı bir şekilde gözler önüne serildi. Aşağıdaki linkten Mutlaka izlemelisiniz. Kendisi de engelli olan bu avukatımızı ayakta alkışlıyorum.

Avukat Turan Hançerli Engelliler ve Hukuk İzle

     Kas Hastalıkları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Coşkun Özdemir sempozyumun sonunda Kas Hastalıkları Derneği'nin çok sayıda gönüllüye ihtiyacı olduğunu belirtti. Özellikle sağlıklı olan bireylerin desteği gerekiyor. Fransa'da Kas Hastalıkları Derneği'nde 600 gönüllü çalışıyormuş. Yine bu dernek yılda 1 televizyon programı yapıyor. 1 günde 1 milyon Euro toplanıyor. Bu paranın bir kısmı bu hastalıklarla ilgili araştırmalara, bir kısmı da kas hastalarının sosyalleşmesi ve çeşitli aktiviteler için harcanıyor. Türkiye'de bunu yakalamak çok mu zor aslında değil. Ama bilincimiz ve farkındalığımız eksik. Başkalarına yardım etme konularında duyarsızız. Bana bazı arkadaşlarım soruyorlar neler yapabiliriz diye. Gönüllü çalışabilirsiniz diyorum. O zaman hayatın ne kadar farklı ve değerli olduğunu daha iyi anlayabilirsiniz. Birazcık cesaret ve adım gerekiyor. Hadi ne duruyoruz. Bu hayata bir anlam katabilmek birilerinin gönüllerinde iyi anlamda kalıcı olabilmek için zaman şimdi.

Kasder'e aşağıdaki linkten gönüllü olabilirsiniz.

KASDER Gönüllü Üyelik Başvuru Linki




     Haliç Üniversitesi gibi diğer Üniversitelerimizin hatta okullarımızın da bu konuda sempozyumlar düzenlemesini canı gönülden dilerim.















22 Aralık 2013 Pazar

İKİZ ANNEANNESİ OLMAK

Bir oğlan ve bir kız olmak üzere 2 çocuğun ve 4 torunun var. Kızından ikiz torunların dünyaya geldi. Bakım açısından bir çok kişiyi korkutan ikizlerin anneannesi olmak nasıl bir duygu oldu?

Kızımın hamileliği sırasında ikiz kız torunlarım olacağını öğrendiğimde önce büyük bir şaşkınlık yaşadım. Çok heyecanlandım. Çok güzel bir duyguydu. Hatırlıyorum kızım küçükken ikizleri çok severdi ve hep ikizleri olmasını arzu ederdi. Ailemizde ikiz yoktu. Bu durum hepimize sürpriz oldu.Çoğu kişiyi korkutan ikiz torunlar bence çok heyecan vericiydi. Evde sanki herkese sevebileceği bir bebek vardı. Gün içinde her şeyi iki kere yapmak zorunda olsan da, onlarla ilgilenmek müthiş eğlenceli. Kızım, kız çocuklarını özellikle çok severdi. Allah ona istediklerini verdi, hem de ikiz olarak... Bu nedenle çok mutluyum.

Hamilelik çok kolay geçmemişti, bu dönemde desteğin ne şekilde oldu ?

Evet özellikle son zamanlar zor geçti. 28. haftadan itibaren karnı iyice büyümüştü. Zor hareket ediyordu. Erken doğum riskine karşı kayınvalidesi ile dönüşümlü olarak yanında kaldık. Erken doğumdan hep korktuk. Ne kadar çaba göstersek de erken doğumu engelleyemedik. Bebeklerimiz 32.haftada dünyaya geldiler.

Bakım kolay olmadı sanırım?

Çok küçüklerdi. Daha önce hiç bu kadar küçük bebek görmemiştim. Nasıl tutacağız, nasıl büyüyecekler diye bir ara endişelendim. Yaşama şansları ne derece olabilir diye kaygılandım. 40larını atlattıktan sonra bu endişem kayboldu. En zoru prematüre bebeklerimizi beslemekti. Saatler sürebiliyordu. Ama evde çok iyi bir ekip olduk.Kızım çalışıyordu. İş eve yakındı. Öğlenleri sağdığı sütü eve getiriyordu. Biz biberonla çocuklara içiriyorduk. Anneyi mümkün olduğunca dinlendirmeye çalışıyorduk. Sütü kesilmesin diye beslenmesine ve üzülmemesine dikkat ettik. Karşılığını da aldık. 16 ay anne sütü ile beslendiler. Diğer yandan babaanneleriyle birlikte anlaşarak ilk bir yıl biz bakmak istedik. Bu dönem önemliydi. Bize çok ihtiyaçları vardı. Başkasına bırakamazdık. Tüm sevgimizi onlara verdik.



Deneyimli bir anneannesin. Bundan önce 2 torunun daha olmuş. İkizlerde tuhaf giden bir şeyler hissettin mi?

Evet... Onları giydirirken ve bezlerini değiştirirken bacaklarında ve kollarında güçsüzlüğün farkına vardım. Bunu kızım ve damadımla paylaştım. Fakat bebekler çok küçük doğdukları için anlayamadık. Doktorlar gidişatın normal olduğunu söyledikleri için biz de her şeyi normal zannettik.

Hastalık haberini nasıl aldın?

İkizlerimiz 6 aylıktı. Doktorlar tuhaf giden bir şeyler olduğunu söylemiş. Hastane dönüşü kızım telefonla aradı. Doktorlar bebeklerin CK denilen değerinin çok yüksek olduğunu ve kas hastalıkları olduğunu söylemişler ve Ankara'ya yönlendirmişler. Çok üzgündü. Hemen atlayıp yanlarına gitmek istedim. Ama 1-2 gün yalnız kalmak istediklerini söylediler. Saygı duyduk. Ankara'dan gelecek haberi dört gözle bekledik. Bu zamanı çok zor geçirdim. Çok üzüldüm. Kas hastalıkları konusunda hiçbir şey bilmiyordum. Etrafımda bazı insanlar ölümcül bir rahatsızlık olduğunu söylediler. Her kafadan bir ses çıkıyordu. Bilinmeyen bir yolda yürüyorduk. Tek düşündüğümüz  onlara her konuda destek olmaktı.

Sonraları neler yaptınız?

Ankara'dan haber geldiğinde çocukların gerçekten kas hastası olduğunu öğrendik. Her şey kesinleşmişti. Genetikti. Aileler olarak her iki tarafta da biz de var mıydı diye araştırdık. Ama hiçbir şey bulamadık. Bu hastalığın ilacı olmadığı için iyi bir fizyoterapi görmeleri gerektiğini öğrendik. Sonra çocuk fizyoterapistimiz Gülsün Hnm imdadımıza yetişti.  Bize hastalığın nedenlerini ve yapılması gerekenleri anlattı. Fizyoterapinin niçin bu hastalıkta hayati önem taşıdığı konusunda aydınlandık.  Güçlü olmamız gerektiğini söyledi. Moral verdi. Sabırla ve çok çalışarak çocukları gelebilecekleri en yüksek seviyeye taşıyabileceğimizi söyledi. Allahtan umut kesilmezdi.

Bu olayı duyduktan sonra ikizlere davranışında farklılıklar oldu mu?

Oldu tabii... Onlara daha duygusal sarılmaya başladım. Daha yoğun hisler besledim. Onların diğer çocuklara göre çok daha sevgi ve ilgiye ihtiyaçları olabileceğini düşündüm. Sevginin en büyük ilaç olacağına çok inandım.  Onları hep korumak istedim. Kızılacak hiç bir yerde onlara kızamadım. Duygularım bunu bana asla yaptırmıyor. Kızıma ve damadıma bunu açıkça söyledim. Onlara kızmak, bazı şeylerden mahrum etmek benim duygularımı acıtıyordu. İkizlerimin bana olan düşkünlükleriyle onlara olan sevgimin karşılığını fazlasıyla alıyorum. Onlara dokunmak çok güzel bir duygu. Çünkü çok tatlılar ve çok sevimliler. İkizlerimi dışarıdan görenler hastalıklarını anlayamıyorlar. Her şey normal gözüküyor. Ta ki ayağa kalk diyene kadar... Allahtan tüm dileğim ilaçlarının çıkması ve yaptırdığımız fizyoterapi ile deformasyon olmadan yürümeleri...



Bilmediğiniz bir kas hastalığı, henüz bilmediğiniz fizyoterapi hareketleri bunları nasıl aştınız?

Fizyoterapist bize yapılması gereken hareketleri öğretti. Bu hareketlerin her gün bizim tarafımızdan yapılmasını söyledi. Bu çok önemliydi. Çünkü aksi taktirde ikizlerimizin bacaklarında sertlikler oluşuyor. Bunu her gün yaptığımız egzersizlerle açıyoruz. Anneanneleri olarak onlara geleceklerini etkileyecek bu durumda destek olmak, oyunun bir parçası olmak beni hep mutlu etti. Dışarıdan seyirci kalan biri olmadım. Fizyoterapist her zaman anne ve babanın yanında olmamızı manevi desteği esirgemememizi söyledi. Biz de her zaman onların yanında olduk.

Ailece üzüntülü, zor bir dönem geçirdin, bu dönemle nasıl başa çıktınız?


Kızımın üzüntüsünden etkileniyordum. Onların karşısında güçlü durmaya çalışıyordum. Ama kendi üzüntümü onlara hiç hissettirmedim. Onlar iyi olacak diyordum ve kızımla damadımı da buna inandırdım. Onlara destek olmak için fizyoterapiyi öğrendim. İlk zamanlar doğru yapıyor muyum diye endişelerim oldu, ama fizyoterapist çocuklar iyiye gidiyor dediğinde bu endişem kalktı. Sevindim ve bu işi başarabileceğimize inandım.

Bebeklere fizyoterapi yaptırmak kolay oldu mu?

Hayır kolay olmadı. 6 aylıkken başladık. Çok ağlıyorlardı. Çabuk yoruluyorlardı. Hep oyun oynayarak, ödüller koyarak yaptırdık. Şimdi büyüdüler, iyice akıllandılar. İkna etmek gerekiyor. Bu durumda egzersiz yapmamız gerektiğini bu şekilde güçleneceklerini, bana  yardım etmeleri gerektiğini söylüyorum. Onlar da kabul ediyorlar. Tamam anneanne diyorlar.



İkizlerle evde zaman nasıl geçiyor?

Fizyoterapi dışında, günlük hayatta aktivitelerimiz var.Resim yapıyoruz. Makasla kağıt kesiyoruz. Puzzle, lego yapıyoruz. Kitap okuyoruz. Masal anlatıyorum. Şarkı öğretiyoruz. Dans ediyoruz. Çocuklara kalçaları üzerinde kaymasını öğrettik. Bunu yardımcı ablalarıyla birlikte evde biz de yerde kayarak yaptık. Şu anda kalçaları üzerinde kayarak tüm evi hızla dolaşabiliyorlar. Çok akıllılar. Onların sorduğu değişik sorulara onların anlayabileceği şekilde cevap vermeye çalışıyorum. Yürüyemediklerinin farkındalar. Ama bize söylemiyorlar. Fakat anneleri onlara örnekler vererek anlatmaya çalışıyor. Kızımla gurur duyuyorum.

Sizce Engellilik nasıl bir şey?

Hayatın sonu değil. Bir sürü engelli var. Onlara olumsuz bakmıyorum. Acımıyorum. Gayet doğal, hayatın içinde herkesin başına gelebilecek bir durum. Hayatımız içinde bir sürü şeylerle karşılaşabiliyoruz. Niye böyle demiyorum. Kendi hastalığımı duyduğumda da neden ben demedim.

Bu süreçte kızına uzak oturuyordun. Böyle zor bir süreçte bir de mesafeler işi daha da zorlaştırdı mı?

Kızım Kadıköy'de ben Avcılar'da oturuyordum. Mesafe uzaktı. 4 yıl metrobüsle gidip geldim.  Yaz demedim kış demedim onlara koştum. Ben evden eşimsiz hiç bir yere gitmeyen, toplu taşıma araçlarını kullanmayan bir insandım. İkizlerimizin doğumuyla bu durum değişti. Eşime de onlara kesinlikle gitmem gerektiğini ve bana mani olmamasını söyledim. O da bu durumu olumlu karşıladı. Mani olmadı. Eşime de çok teşekkür ediyorum.Artık hayatımın 5 günü Kadıköy'de kızımda 2 günü Avcılar'da evimde geçiyordu. 4 yıl su gibi akıp geçti. Geri dönüp baktığımda bazen gücüme ben de şaşırıyorum.

4 sene boyunca farklı düzeni olan bir evde yaşamak zor geldi mi?

Bana zor gelmedi. Ama kızım ve damadımı rahatsız etmekten endişe duydum. Çünkü uzun zamandır hep yanlarındaydım. Gerçi onlar bana hiç hissettirmediler ama ben hep endişe duydum.

Kızın için neler söylersin, o nasıl bir anne?

Kızım çok hayırlı çok iyi bir evlat. Şefkatli, duygusal, pozitif, yaratıcı, güçlü, çalışkan, mücadeleci bir anne... Onu yetiştirirken de böyle güçlü olmasını, öz güveninin tam olmasını arzu ediyordum. Bunu başardığı için onu tebrik ediyorum. Kızımın da kendisi gibi evlatları olmasını yürekten diliyor ve dua ediyorum.

Damadın için ne söylenebilir?

Çok anlayışlı, çok saygılı, sevgi dolu, neşeli, sakin, içi dışı bir, dürüst diyebilirim. Çok güçlü bir baba. Çocuklarını çok seviyor. Her şeyde yardımcı. Benim 1 değil 2 oğlum olmuş meğer. Onun yanında çok rahatım.

Geçen yaz ciddi bir hastalığa sahip olduğunu öğrendin?

Uzun süredir sıkıntılarım vardı. Fakat doktorların bazı tetkikler gözlerinden kaçmış. O nedenle hastalığımın teşhisi maalesef geç konuldu. O dönem henüz bilmediğim hastalığımın sıkıntıları ve ağrılarıma rağmen ikizlerimi hiç ihmal etmedim. İçimdeki duygusal yoğunluk hasta olmama rağmen bana güç veriyor ve ayakta tutuyordu. Sonra hastalığımın kolon kanseri olduğunu ve karaciğere kadar bulaştığını öğrendik. Önce şok oldum tabii. Ama eşim ve çocuklarım hep yanımdaydı. Hemen toparladım kendimi. Bu dönem hayatımızda radikal değişiklikler oldu. 22 sene oturduğum evden kızımın karşı dairesine taşındım. Kemoterapi görecektim. Burası hastaneye daha yakındı. Hasta olsam da çocuklarımın yanında onlara desteğimi sürdürebilirdim. Kızıma komşu oldum. Torunlarıma yakın olmak beni bu dönemde güçlü ve mutlu hissettiriyor. Onlar beni hayata bağlıyor. Enerji veriyorlar.



Kemoterapi nasıl gidiyor?

Başta hafifti. Şimdi yan etkileri biraz daha arttı. Yarın 5.kürü alacağım. Yorgun olduğum zamanlar yatıp dinlenmeye gayret ediyorum.  Moralim çok iyi kendimi iyi hissediyorum. Asla hasta gibi görmüyorum. Allah'a dua ediyorum. Bu hastalığı onun yardımı ve kendi gücümle aşacağıma inanıyorum. Kısa bir süre sonra ameliyat olup, her şeyi geride bırakacağıma hiç kuşkum yok.


Özel durumlu çocuklara sahip ailelerin büyüklerine ne söylemek istersin?

Engelli çocuklara sevecen olmaları, hastalığı bir eksiklik olarak görmemeleri, onları sevgiyle kucaklamalarını söylemek isterim. Sevginin ve ilginin aşamayacağı bir engel yok. Bizler anneanne, babaanne, dedeler bütünüz Biz kocaman bir aileyiz.ve her zaman sizin yanındayız



Mutlu bir hayat sürmeniz dileğiyle,

Anneanneden sonsuz sevgiler...