13 Mayıs 2013 Pazartesi

KÜPE ZAMANI

 

     Damla ve Derin sonunda birer çift küpe sahibi oldular. Ne zaman deldirelim, nereye deldirelim derken 4 yaşına 1,5 ay kala bu işi tamamlamış olduk. Önce sağlık ocağına gittik. Fakat orada bu işi yapmıyorlarmış. Tıp merkezleri veya eczanelerde yaptırabilirsiniz dediler. Bir kaç özel hastaneye sorduk. Acil kısmında yapanlar var. Ama fiyatlar uçmuş. Bir yerde kulak başı 70 TL dediler. 4 kulak 280 TL yok artık:)) Kendim delerim daha iyi:)) Neyse en yakın devlet hastanesine de uğradık. Orası da yapmıyor. Kulak delen eczane bulmak da kolay olmadı. İyi bir yerde yaptırmak istedim. En sonunda Kadıköy Tepe Natilius'un girişindeki eczanede bu işlemi tamamladık. İkisine 100 TL verdim. O da delme işlemi için değilmiş. Titanium küpe takıyorlarmış onun için istediler. Gıkları çıkmadı. Tabanca ile hemen küpeler takıldı ve ilk soruları senin küpelerini ne zaman takacağız anneeeeeeeeeeeeeeee:))) Sanırım güzellik uğruna insan bazı şeylere küçükken de katlanabiliyor. :)) 1 ay bu küpeleri takmaları gerekiyormuş. Bir de antibiyotikli krem verdiler. Sonrasında Derin Daisyli, Damla da Minnieli küpe istiyormuş. Bulacağız mecbuuuuuuur:))

      Bir de aynı günün sonunda banyo yaptırayım dedim. Derin ne dese beğenirsiniz. Anneeee banyo yapamayız. Kulaklarımızın deliğine su kaçabilir:)))



12 Mayıs 2013 Pazar

ANNELER GÜNÜMÜZ KUTLU OLSUN



Annedir yüreği fazla dayanamaz, bir tek annem olsun bana bir şey olmaaaaaz:)))

Canım annem, Anneler Günümüz kutlu olsun. 

İyi ki varsın, iyi ki yanımdasın.



Tüm annelerin Anneler Günü kutlu olsun...














6 Mayıs 2013 Pazartesi

BİR YAŞIMIZA DAHA GİRDİK



       Doğum günümde benimle birlikte doğan blogumun 1.yaşını kutlarken, ben de bir yaşıma daha girdim, oldum 39:))) Acaba bu sene 30'lu yaşları bitirmeden yapılması gereken 100 şey diye bir hedef mi belirlesem kendime:))) Olamaz mı olabilir... Yeni yaşıma çok mutlu girmemi sağlayan sevgili aileme ve kuzenlerime teşekkür etmek istiyorum. İyi ki varsınız. 1980'ler olarak belirlenen parti temamıza uygun giyinip gelen herkes bir harikaydı. Damlam ve Derinim birer küçük Harika Avcı olarak karşımıza çıktılar. Çok eğlendiler çooook... Belki benim bu çılgın partilere olan merakım genetik yollardan kızlarıma da geçer. İleri de onlar da en az benim kadar bu aktivitelerden zevk alırlar. :)) Partimiz sırasında birbirimize bakıp ne kadar güldüğümüzü mü anlatsam, pasta mı üflerken patlatılan konfetiden fırlayan ve üzerinden Burhan Altıntop resmi olan dolarları mı anlatsam ... En iyisi ben değil filmimiz anlatsın.

Sevgilerle,


5 Mayıs 2013 Pazar

KÜÇÜK KIRMIZI PABUÇLAR 1 YAŞINDA

        Küçük Kırmızı Pabuçlar doğalı bugün 1 yıl oldu. Sayfamı doğum günümde açmıştım. Yani aynı zamanda bugün benim doğum günüm. Yaşadıklarımı kaleme aldığım blogum daha bebek ama ben 40'a bir kaladayım:) Şimdi düşünüyorum da 1 yılda nereden nereye geldik. Küçük Kırmızı Pabuçlar sizlerden çok ilgi gördü. İlginize çok teşekkür ediyorum. Durumumuz, yaşadıklarımız, farkındalıklarımızla ilgili bir çok paylaşım yaptım. Umarım okuduklarınız sizler için de faydalı olmuştur. Burada çok güzel dostluklar kazandım. Yüzünü dahi görmediğim ama sıcak sevgisini ve ilgisini her daim yanımda hissettiğim çok sayıda arkadaşım oldu. Yorumlarınız her daim yüzümü güldürdü. İyi ki varsınız. Farklı bir yaşama açılan bu pencereden hep birlikte bakıyoruz. Ne güzel...

     Bugün 5 Mayıs... Aynı zamanda Hıdırellez günü... Bir çok insanın dilek dilediği bugünde doğmak beni çok mutlu ediyor. Herkes iyi dileklerini yayıyor evrene... Umutlarını, isteklerini... Diğer yandan ateş üstünden atlamalar, danslar, şarkılar... Güne ayrı bir enerji katıyor sanki. Ben de o nedenle benim için özel olan bugünde açmak istedim blogumu... Tüm iyi enerjiler sarsın dört bir yanımızı... Bugün dileklerimizi dilerken sağlığı da unutmayalım. Çünkü gerçekten en önemli şey sağlık. Özellikle ruhsal sağlık... Bugün biliyoruz ki umutsuz bir çok vakadan pozitif düşünen insanlar kurtulabiliyor. O nedenle ruhsal sağlığımız çok önemli... Ruhsal olarak iyi olduğumuz zaman bizden yayılan pozitif enerjinin tüm evreni kucaklayabildiğini görmek gerçekten çok şaşırtıcı...

     Küçük Kırmızı Pabuçlar'ın 1. yılını kutlarken, diğer yandan da doğum günüm için özel bir parti hazırlığındayız. Kostümlü ve konseptli partilere bayılırım. Bu sene 80'ler, 90'lar olarak belirledik konseptimizi... Fotoğraflarımızı önümüzdeki günlerde sizinle paylaşacağım. Bakalım Damla ve Derin'in 80lerdeki hali nasıl olacak? :)) Önümüzdeki günlerde 80lerde görüşmek üzere...


İyi ki varsınız, iyi ki birlikteyiz....

Kucak dolusu sevgiler,

Aytül Köktuna








24 Nisan 2013 Çarşamba

23 NİSAN'DA ÇOCUK OLMAK


     23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nı coşkuyla kutladık. Bu sene daha bir renkli geçti gibi geldi bana 23 Nisan, daha bir coşkulu... Çocuklarla birlikte bizler de çocukça bir mutluluk içinde her zamankinden daha yüksek bir enerjiye sahiptik bugün... Bayram boyunca hemen her yerde mutlu edilmeye çalışılan çocuklar... Ne kadar güzel manzaralardı. Dünyada saf, tertemiz çocuk gülüşünden daha güzel bir şey olabilir mi? Bu bayramı bizlere hediye ettiğin için teşekkürler Ulu Önder Atatürk...

     Sevgili Damla ve Derin bayramı yeni yeni anlamaya başladılar. Onları 23 Nisan sabahı halalarının beden eğitimi öğretmeni olduğu okulun kutlamalarına götürdüm. Her şey çok değişik geldi. Bu dönem kostümlü kişilerden korkuyorlar. Elimi sımsıkı tuttular. Onlar için şu an bayram, balon demek, bayrak demek, park demek, anne ve babayla geçirilen hoş saatler demek. Kısacası günü yaşamak demek... İşte çocuklardan alacağımız en önemli ders... Günü en iyi şekilde yaşamak... Bazen soruyoruz ya kendimize, şu an'da nasıl kalırız diye, an'ı nasıl yaşarız diye, işte böyle çocuklar gibi... Dikkatle bir bakın çok şey öğreneceksiniz.

    23 Nisan'da doğan sevgili Batu abimizin doğum gününü de aynı sevinçle kutladık.
İyi ki varsın Batu abimiz... Bugün bize daha önce yazmış olduğun şiiri yayınlamak istedik.  Damla ve Derin'in rahatsızlıklarından dolayı özel beslenmeleri nedeniyle, bu durumdan duygusal olarak etkilenen Batu abimizin özel şiiri...

Damla ve Derin'e

Şirinlerin birincisi, kraliçenin tacısınız
Büyüyünce anlayacak 
Şiir yazmayı benden ilham alacaksınız.
4.sınıfta zorlanacak, ama çok çalışkan olacaksınız
Biri Derin'deki güzel bir yıldız
Öbürü Damlalar'ın en harikası olacak
İkinizde dünya tatlısı olacaksınız
Büyüyünce Wİİ oynamaya yardım istemek için yanıma geleceksiniz
Cipsi sevecek, bizden örnek alacaksınız
Çikolatanın baklavalısını seveceksiniz.
Sebze ve meyve de yiyecek sağlıklı olacaksınız.

                                                                   Batu Üstünkal


      23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramınız kutlu olsun, sevgili çocuklar. İyi ki varsınız. Bu dünyayı daha güzel görebilmek için iyi ki sizin bakış açınız var.




12 Nisan 2013 Cuma

BİZLER HASSAS ANNELERİZ

      Hassas Anne blogunun sahibi sevgili Ece Kumkale'ye öncelikle çok teşekkür etmek istiyorum. Onun Hassas Anneler için hazırlamış olduğu güzel bloguna özel bir yazı yazdım. Umarım beğenirsiniz. Herkese güzel, mutlu bir hafta sonu diliyorum. İyi ki varsınız ve bizim için çok değerlisiniz...


Sevgilerle,

Aytül Köktuna


Sen de etrafına bakan, fark edenlerden ol... Yazıya aşağıdaki linki tıklayarak ulaşabilirsiniz.





2 Nisan 2013 Salı

OTİZM… YAŞAMIN FARKLI BİR PENCERESİ…



Merhaba sevgili dostlar,


     Yazılarıma kısa bir süre ara vermek durumunda kalmıştım. Tekrar birlikteyiz. Nisan ayına girdik. Bahar geldi. Doğa canlanıyor. Bizler de tıpkı doğa gibi bedenimizle, düşüncelerimiz ve duygularımızla canlanıyor gibiyiz değil mi? Atmaya çalışalım üzerimizdeki rehaveti, doğanın coşkusuna bizler de katılalım. Farkındalıklarımızı arttıralım. Biliyor musunuz bugün 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü ve nisan ayı otizm farkındalık ayı...  Otizimli bir çocuğa sahip bir annenin yazısını paylaşıyorum sizlere.

 Yazıyı okuduğumda özellikle şu paragraf beni benden aldı.

      Otizmli/Aspergerli çocuk, genellikle bilgi eksikliğinden kaynaklanan dirençleri nedeniyle, okul yönetimleri, öğretmenler ve diğer veliler tarafından okulda “istenmeyen çocuk” ilan ediliyor. Kaynaştırma raporlarına rağmen, okul idareleri otizmli kaynaştırma öğrencisinin kaydını almak istemiyorlar. Okul yaşamı esnasında yaşanan sorunların büyük bir kısmını hoşgörü, anlayış ve bilgi yetersizliğinin giderilmesi ile çözebiliriz, yeter ki toplum tarafından yaşamın her anında bizlere dayatılan en büyük “engel” olan ayrımcılığı yok edelim! 


      Tüm blogger arkadaşlarımı toplumsal farkındalığın arttırılması amacıyla bu yazıyı yayınlamaya davet ediyorum. Bloggerlar olarak gücümüzü gösterelim. Sonsuz teşekkürler. Şimdi hep birlikte bir otizmli bir çocuğa sahip bir annenin sesine kulak verelim. Bakın neler söylüyor:


       Nisan… Aylardan bahar. Havada baharın müjdecisi kokular, yavaş yavaş açan çiçekler, cıvıltıları ile hayatımıza neşe katan kuşlar, güneşin sıcak ışığına kavuşan dünya. Nisan, ruhumuzu aydınlık günlerde ferahlattığımız ay. 

       Nisan, 2008 yılından bu yana, dünya üzerinde yaşayan milyonlarca çocuk ve aileleri için çok başka bir anlam daha taşıyor: OTİZM. 

      2 Nisan, tüm dünyada otizm konusunda farkındalık yaratarak otizmden kaynaklanan sorunlara çözümler yaratmak amacıyla, 2008 yılında Birleşmiş Milletler tarafından “Dünya Otizm Farkındalık Günü” olarak ilan edildi. Her yıl, “Otizm Farkındalık Ayı” olan Nisan ayı boyunca dünya genelinde otizmin sorunlarını ve çözümleri konuşuluyor, araştırmaların teşvik edilmesi ve erken teşhisle tedavinin yaygınlaştırılması hedefleniyor.

      Oğluşum Nazım Özgün ile otizm labirentine adım attığımız o ilk günden bugüne 8 yıl geçti. Otizmin karmaşık fırça darbeleri yüzünden, hayatımızın yol haritasını yeniden tanımladık. Bazen düşününce sanki otizmden önce bir hayatımız yokmuş gibi hissediyorum. Çok eskiden kendini fanusuna kapatmış ruh bebeğimin, şimdi benimle hayatı paylaşması nasıl bir mucizedir, çok iyi biliyorum. 





       Otizm, doğuştan gelişen, genetik altyapıya dayanan, karmaşık nörolojik-biyolojik tabanlı bir gelişim bozukluğu. Başkalarıyla etkileşimde bulunmayı engelleyerek bireyin kendi iç dünyasıyla baş başa kalmasına yol açan otizm, genellikle 3 yaştan önce ortaya çıkarak çocukların sosyal iletişim, etkileşim ve davranışlarını olumsuz olarak etkiliyor. 

       Amerikan Sağlık Bakanlığı verilerine göre bugün dünya genelinde okul çağındaki her 88 çocuktan biri otizm teşhisi alıyor. Otizm erkek çocuklarda kız çocuklara oranla 3-4 kat daha fazla görülüyor, her 54 erkek çocuktan biri günümüzde otizm riski taşıyor. Dünyada son yıllarda şeker, kanser ve AIDS dahil olmak üzere bir çok hastalıktan daha fazla sayıda otizm teşhisi alınıyor. 

       Ülkemizde sağlıklı istatistikler olmaması nedeniyle, Otizm Platformu’nun öngördüğü verilere göre, tahmini olarak 550.000 otizmli birey ile 0-14 yaş grubunda 150.000 civarında otizmli çocuk bulunduğu “varsayılıyor.” Otizmli bireylerin ebeveynleri, kardeşleri, yakın akraba ve çevreleri de hesaba katıldığı zaman, Türkiye’de her ile yayılmış durumda otizmden etkilenen 2 milyondan fazla vatandaşımızdan bahsedebiliriz. 

      Otizmin kapısını açmak için ilk önemli adım, erken teşhis. Otizm, yaklaşık bir yaş civarında ilk belirtilerini gösteriyor. Annenin sesi ve gülümsemesi gibi sosyal uyaranlara bebeğin tepkisiz kalması veya tepkilerinde yavaşlık olması, göz teması kurmada zorluklar, motor gelişmede ve taklit becerilerinde gecikme, uyku ve yemek düzeninde sorunlar ilk belirtiler arasında sayılabilir. Çok yaygın bir yanlış kanı, özellikle erkek çocukların geç konuştuğu veya anne/babası geç konuşan çocukların da geç konuşacağı düşüncesi… Ve erken teşhis, otizmli çocuğun gerekli eğitim ve tedavileri alarak hayata katılması için ilk önemli adım. 

Eğer çocuğunuz; 

Sizinle ve başkalarıyla göz kontağı kurmuyorsa,
İsmi söylendiğinde veya çağrıldığında dönüp bakmıyorsa, söyleneni işitmiyor gibi davranıyorsa,
Konuşmada yaşıtlarının gerisinde kalmışsa, başkaları ile söyleşiyi başlatma ya da sürdürmede belirgin bir bozukluğu varsa, basmakalıp, yineleyici (ekolali) ya da özel bir dil kullanarak garip konuşuyorsa veya konuşması hiç gelişmemişse,
Gözleri sık sık bir şeye takılıp kalıyorsa,
Anlamsız gülme veya ağlama krizleri varsa,
Parmağıyla istediği şeyi işaret ederek göstermiyorsa,
Oyuncaklara amacına uygun oynamayı beceremiyorsa, yaşıtlarının oynadığı oyunlara ilgi göstermiyorsa,
Ellerini kanat gibi çırpma, parmak uçlarında yürüme, kendi çevresinde veya eşyalar etrafında dönme, sallanma, çırpınma şeklinde garip ve yineleyici hareketleri (stereotipi) varsa,
Bir şarkının bir bölümünü tekrar tekrar söylemek, dolapların kapaklarını sürekli olarak açıp kapatmak, ayak parmaklarının ucunda odanın bir ucundan öbür ucuna koşturmak, bazı eşyaları döndürmek veya sürekli sıraya dizmek gibi çeşitli ilgi ve davranış takıntıları varsa,
Günlük yaşamındaki düzen ve program değişimlere aşırı tepkiler veriyor ve uyum sağlayamıyorsa,
Kendisine ve çevresine yönelik zarar verici davranışlara sahipse,
vakit kaybetmeden teşhis için uzmanlara başvurmak gerekiyor. 

      Otizmin tedavisi var mı? Otizm, beş bilinmeyenli bir denklem gibi: Nedenleri tam olarak saptanamadığı gibi tek bir kesin tedavisi de günümüzde “henüz” mevcut değil! Otizm, toplumsal fark, ırk, dil, din gözetmiyor, çocuk yetiştirme biçiminizle veya sosyo-ekonomik koşullarınızla da ilgilenmiyor. Genetik faktörlerin yanı sıra, çevresel koşulların – yanlış beslenme, çevre kirliliği, kimyasal maddeler, yanlış ilaç kullanımı, ağır metaller, aşılarda bulunan bazı koruyucu maddeler vb.- otizmi tetiklediği düşünülüyor. 

       Otizmde biyolojik tedaviler ile ilgili çalışmalar devam ederken, bugün için kabul edilen en önemli tedavi aracı, erken yaşta verilmeye başlanan yoğun bireysel özel eğitim. Doğal gelişim gösteren her çocuğun kendiliğinden öğrendiği her şeyi, otizmli bir çocuğa özel eğitim yardımı ile öğretmek zorundasınız. Bu durum bazen iğneyle kuyu kazmaya benzese bile, her otizmli çocuk kendine göre bir öğrenme biçimine sahip. Önemli olan, kapıyı açacak doğru anahtarı bulmak. 

       Bilimsel olarak erken yaştaki çocuk için kanıtlanmış yoğun eğitim süresi haftada bireysel ve grup eğitimi olarak 40 saat. Oysa ülkemizde sosyal güvenlik kapsamında “otizm özel eğitim raporlu” çocuklar için aylık 6- 12 saat olan özel eğitim süreci, dünya genelinin oldukça gerisinde kalıyor. 

        Otizmli çocukların mutlaka eğitim sistemi içinde yer almaları gerekiyor. Çünkü eğitim, otizmli birey için her şeyden önce “tedavi” anlamına geliyor. Otizmi diğer engel gruplarından ayıran en önemli fark;  erken tanı ve erken bireysel/kaynaştırma eğitimiyle otizmli çocukların sorunlarının büyük bir kısmını aşmaları. 

      Oysa yaşamın gerçeği hiç de böyle söylemiyor size! Oğlum Nazım Özgün ile okul öncesi eğitim, ilkokul ve ortaokul süreçlerinde yaşadıklarımız, ayrımcılık hikayelerinden ibaret.  Otizmli/Aspergerli çocuk, genellikle bilgi eksikliğinden kaynaklanan dirençleri nedeniyle, okul yönetimleri, öğretmenler ve diğer veliler tarafından okulda “istenmeyen çocuk” ilan ediliyor. Kaynaştırma raporlarına rağmen, okul idareleri otizmli kaynaştırma öğrencisinin kaydını almak istemiyorlar. Okul yaşamı esnasında yaşanan sorunların büyük bir kısmını hoşgörü, anlayış ve bilgi yetersizliğinin giderilmesi ile çözebiliriz, yeter ki toplum tarafından yaşamın her anında bizlere dayatılan en büyük “engel” olan ayrımcılığı yok edelim! 

      Otizmin oldukça karmaşık yapısı, otizmli bireyle birlikte ailesi başta olmak üzere yakın çevresindeki herkesi hayatın tüm evrelerinde etkiliyor. Otizmli bir çocuğun ilerlemesinde en büyük sorumluluk ailelerde, en ağır yük de annelerin omuzunda! Otizmden etkilenen bireyin ve ailesinin her şeyden önce yalnız ve ötelenmiş bir hayata mahkum edilmemesi için, özellikle doğal gelişim gösteren çocuk ebeveynlerinin toplumsal yaşamı bizimle paylaşmayı öğrenmeleri gerekiyor. 

      Oğluşum, benim uğur Böcüğüm, aldığım her nefesin anlamı, yaşam öğretmenim! Onunla birlikte otizmle mücadele ederken, mutluluğun tek bir bakış veya tek bir kelimeden ibaret olduğunu görme fırsatım oldu. Seslenince dönüp bakması, ağzından tek bir kelime çıkması, ağlayıp öfke krizleri geçirmeden bir tam gün geçirmesi, benimle gezmeye, markete, restorana, sinemaya gidebilmesi, kendini hayatın gündelik akışında veya okul hayatı içinde idare edebildiğini görmek için… yıllarca sabırla bekledim.  





       Biz ikimiz,  çok başka bir yerden, büyük bir boşluktan, hiçlikten, sessizlikten, kapalı bir fanusun içinden geliyoruz. Yoku çok, azı fazla, yaşam sevincinin dibine vuran, hayatı farklılıkları ile yaşamayı öğrenmek zorunda kaldığımız bir uçurumun taa en dibinden geliyoruz. Öyle bir yerden geliyoruz ki, “gelmez, düzelmez, hayata katılmaz, konuşmaz, kendini seslendirmez, hayatı anlamaz, anlatamaz, asla paylaşamaz, duygularını gösteremez, hissedemez, arkadaş olamaz, okuyamaz, hiçbir zaman tam öğrenemez, hatta sevemez” demişlerdi… Hepsinin ne kadar boş olduğunu yaşama sımsıkı tutunmasıyla gösteren oğluşumun annesi olmak kadar beni hayatta tanımlayan bir şey yok! 

       Son 8 yılda ailemiz haline gelen otizm topluluğunun içindeki her otizmli çocuk benim de çocuğum, otizmli anne-babalar ise yoldaşım. Onlardan sadece biri olarak diyorum ki, gündelik hayatın içinde karşılaştığınız ağlayan bir çocuğu yargılayıp, annesine laf etmeden önce bir an düşünün. Çocuğunuzun sınıfında otizmli bir çocuğun da olmasının, farklılıkları yaşayarak öğrenecek kendi çocuğunuza da faydası olacağını lütfen unutmayın.

       Her yıl Nisan ayı, Türkiye’de otizm adına yeni umutlar, yeni adımlar demek… Eğer siz de “Otizmin farkındayım, ama fark etmek yetmez, yaşamı paylaşmak gerek!” diyorsanız,  otizmli çocukların ve anne-babalarının seslerine kulak verin, sesimize ses katın, otizmin bilinirliği ve sorunların çözümü için gönüllü destek verin ki, çocuklarımız hep beraber büyüsün.  

Çünkü her çocuk farklılıkları ile yaşamda yer almayı hak eder! 

Nisan Dünya Otizm Farkındalık Ayı’nda yaşamı paylaşan herkese yürek dolusu selam olsun! 

M. İrem Afşin 
Nazım Özgün’ün Annesi
Gönüllü Otizm Aktivisti
iremafsin@gmail.com
www.twitter.com/iremafsin  
www.facebook.com/afsinirem 
www.hthayat.com/yazarlar/m-irem-afsin


OTİZMİ FARK ET, YAŞAMI PAYLAŞ! Kampanyası: 
Otizmi fark et, fark ettir! Farkında olman yetmez, yaşamı paylaş! Yaşamı paylaşmak, sorunları paylaşmaktır. Ayrımcılık yapma, otizmliye engel yaratma! 

#otizmifarketyasamipaylas http://youtu.be/O-xTwfFbGoo  



Otizmliler yalan söylemez, insan öldürmez, hayvan öldürmez, ırkçılık yapmaz, bomba yapmaz, bomba atmaz... Sizce kim 'normal'?