31 Aralık 2012 Pazartesi
MUTLU SENELER
27 Aralık 2012 Perşembe
AHH BU ÖN YARGILAR
Bir şeyi yapamayacağımıza inancımız nasıl gelişti? Nereden geliyor bu korkular, endişeler, ön yargılar? Korku pekiştirilebilir mi? Herhangi bir nedenle duyduğumuz güven eksikliği korkuya mı yol açıyor? Kafamın içinde onlarca soru… Şimdi başımdan geçen bir olayı paylaşmak istiyorum sizlerle. Damla ve Derin biliyorsunuz ki henüz yürüyemiyorlar. Onları bir yere oturttuğumda diyordum ki anneciğim sakın hareket etme bak düşersin. Canın acır. Dikkatlice dur beni bekle, kımıldama … ve düşmemek için beni öyle hareketsizce beklediklerinde gurur kaynağı yapıyordum bunu bir dönem kendime. Bak ne güzel dinliyor beni kızlarım. Oysa ki ne yaptığımı fark etmem çok şükür ki kısa bir zamanımı aldı. Bir gün çocuklarımdan başka insanlara karşı biz onu yapamayız düşeriz, cümlelerini duyduğumda bir öz eleştiri yapmam gerektiğinin farkına vardım. Neden böyle söylüyorlar dedim kendi kendime? Rastlantı bu ya ertesi gün ofise geldiğimde Engelliler Merkezi’nden bir telefon geldi. Beni bir panel’e davet ettiler. Davranış Terapisti gelip annelerle konuşacakmış. Tamam dedim geleceğim. Bu sırada kafamda bir gün önce olanları da yorumlamaya çalışıyordum. Ben bunları düşünürken odama bir iş arkadaşım geldi. Dedi ki kızlarınızın yürüme engelli olduğunu yeni öğrendim. Çok üzüldüm. Biliyor musunuz ben de doğuştan kalça çıkığı problemiyle doğmuşum. Annem ve babam çok zor dönemler geçirmişler. Babamın intiharı düşündüğü zamanlar bile olmuş ve sözlerine devam etti hep korumalı bir çevrede büyüdüm. Ailem, düşme tehlikesi karşısında daha büyük sorunlar yaşarım düşüncesiyle kalabalık çevrelerden uzak tuttular beni ve biliyor musunuz benim hiç arkadaşım yok dedi. Çok şaşırdım. Evlendim ama çocuk sahibi olmaktan korktum. Birbirimize bakakaldık öylece, benim kafamda sorgulamalar, onun kafasında sorgulamalar… Sonra gitti… Arkasından düşündüm bizler korumacı ebeveynler olarak nerede hata yapıyoruz diye. Yanıtı aynı gün katıldığım panelde buldum. Davranış Terapisi Uzmanı Nükte Altıkulaç’ın konuşmacı olduğu panelde davranışın nasıl ortaya çıktığı, pekiştireçlerin ne olduğu hakkında bilgi veriliyordu ve Türkiye’de yeni başlanılan ABA terapisini ilk onlardan duydum. (Applied Behavioral Analysis) Uygulamalı Davranış Terapisi olarak adlandırılan ABA 1930’ larda Skiner tarafından geliştirilen bir teknik. Tekniğin temelinde, davranışla çevre arasındaki ilişkiyi araştırma ve olumsuz davranışı olumluya yönlendirme yatıyor. Uzun yıllardır Amerika’da uygulanan yöntemle pek çok farklı davranış bozukluluklarına çare bulunabiliyor. ABA-Davranış terapisi her ne kadar Otizm ile gündeme gelse de,aslında başta çocuklar olmak üzere tüm yaş gruplarındaki bireylerin günlük yaşamda karşılaşacakları problemleri aşmada etkin bir yöntem olarak sunuluyor.
Nükte Hnm’a dedim ki siz konuşurken bugün gelişen tüm olayların puzzlelarını birleştirdiğimde sorun net olarak gözüktü. Ben çocuklarımı korumaya çalışırken onlarda korkuyu pekiştiriyorum dedim. Çok güçlü olmadıklarından dolayı zaman zaman düşüyorlar ve düşmenin ne olduğunu biliyorlar. Ben onları düşebilecekleri bir yere koyduğumda ve sakın kımıldamayın düşersiniz dediğimde beyinde bu algı yerleşiyor. Damla ve Derin düşer olarak. Böylelikle bir şeyi yapamayacakları ile ilgili ön yargıyı sürekli pekiştirdiğimi anladım. Ön yargılarla ilgili Albert Einstein'ın çok güzel bir sözü var; bir insanda ön yargıları kaldırmak atomu parçalamaktan zordur. diyor, ne kadar doğru bir yere vurgu yapmış. Şunu yapamazsın, düşersin vs gibi pekiştireçler çocuklarımın korku duymalarına yapamayacaklarını düşünmelerine neden olmuştu. Nükte Hanım da bana şunları söyledi: Bir anne olarak çocuğunuza tehlike yaratacak şeyleri gördüğünüzde ona fark ettirmeden bu durumu ortadan kaldırmalısınız veya en az zarar verecek hale getirmelisiniz. Mesela koltuktan düşebileceğini düşünüyorsanız. Çocuğu oraya koymayın daha emin bir yerde bırakıp yanından ayrılın ama daha önce yaptığınız gibi söylemler kullanmayın. Çünkü kendilerine güvenleri azalıyor. Oysa ki bu da istemediğimiz bir şey… Çünkü sonraları onları yürütmeye çalıştığımızda hayır ben yapamam düşünceleri gelişecektir. Bu tarz düşünceler de böyle yeşerir. . Bu olaylarla beraber farkındalığım arttığından itibaren bir daha bu tarz söylemler hiç kullanmadım. Düştükleri zaman dedim ki onlara üzülmeyin çok normal, herkes düşebilir. Bak birazdan acın geçecek ve unutacaksın.
Fizyoterapistimizin başlangıçta söyledikleri geldi aklıma. Beyin uyaranlarla gelişir. Özellikle Damla ve Derin gibi kas güçsüzlüğü olan çocuklarda beyin gelişimi için bu uyaranların alınması çok önemli… Bir şey olacak kaygısıyla put gibi durması beklenen çocuk uyarını nereden alacak acaba değil mi? Beyin 5 duyusuyla öğreniyor. Dokunuyor, görüyor, kokluyor, duyuyor ve tadıyor. Bebekliklerinden beri dışarıdan kendi başlarına yeterli sayıda alamadıkları bu uyaranları biz destek vererek sunmaya çalıştık. Çeşitli yüzeylere dokundurduk. Koklamalarını sağladık. Vs vs Şimdi ne oldu biliyor musunuz? Duyumda inanılmaz bir açıklık. Benim duymadığım bir çok kokuyu hemen fark edebiliyorlar. Hatta onun ne kokusu olduğunu soruyorlar. Sesler… Küçük, büyük bütün seslere karşı duyarlılar. Bu neyin sesi anne diyorlar hemen. Eğer bu tarz engelli bir çocuğa sahipseniz fizyoterapistinizin de yönlendirdiği şekilde çocuklardan uyaranları eksik etmemelisiniz. Eğer çocuğunuzda bir engel yok ise o zaman da uyaranlar yine önemli. Bunun için Dr. Semih Summak ve Dr. Elçin Summak’ın Sistem Yayıncılığından çıkan kitabı Akıllı Bebekler Akademisi’ni mutlaka okumalısınız. Ben çok faydasını görmüştüm. Damla ve Derin sıcak ve soğuğu daha 10 aylıkken öğrenmişlerdi. Sağ olsun annem sabahları kendine çay koyduğunda onlara da ılık ıhlamur verirken bak anneannenin çayı sıcak buhar geliyor, sizinki soğuk bak parmağınızın ucuyla dokunun dediğinde öğrenmeyi de tamamlamışlardı.
Hiç düşündünüz mü en son ne zaman bir şeyleri yapabileceğimize inancımızı kaybettik? Güzel olacağına inandığımızda her şey mümkün….
Ön yargılarımızı kaldıralım.
Belki o zaman engellilik diye bir şey de kalmamış olur.
Nükte Hnm’a dedim ki siz konuşurken bugün gelişen tüm olayların puzzlelarını birleştirdiğimde sorun net olarak gözüktü. Ben çocuklarımı korumaya çalışırken onlarda korkuyu pekiştiriyorum dedim. Çok güçlü olmadıklarından dolayı zaman zaman düşüyorlar ve düşmenin ne olduğunu biliyorlar. Ben onları düşebilecekleri bir yere koyduğumda ve sakın kımıldamayın düşersiniz dediğimde beyinde bu algı yerleşiyor. Damla ve Derin düşer olarak. Böylelikle bir şeyi yapamayacakları ile ilgili ön yargıyı sürekli pekiştirdiğimi anladım. Ön yargılarla ilgili Albert Einstein'ın çok güzel bir sözü var; bir insanda ön yargıları kaldırmak atomu parçalamaktan zordur. diyor, ne kadar doğru bir yere vurgu yapmış. Şunu yapamazsın, düşersin vs gibi pekiştireçler çocuklarımın korku duymalarına yapamayacaklarını düşünmelerine neden olmuştu. Nükte Hanım da bana şunları söyledi: Bir anne olarak çocuğunuza tehlike yaratacak şeyleri gördüğünüzde ona fark ettirmeden bu durumu ortadan kaldırmalısınız veya en az zarar verecek hale getirmelisiniz. Mesela koltuktan düşebileceğini düşünüyorsanız. Çocuğu oraya koymayın daha emin bir yerde bırakıp yanından ayrılın ama daha önce yaptığınız gibi söylemler kullanmayın. Çünkü kendilerine güvenleri azalıyor. Oysa ki bu da istemediğimiz bir şey… Çünkü sonraları onları yürütmeye çalıştığımızda hayır ben yapamam düşünceleri gelişecektir. Bu tarz düşünceler de böyle yeşerir. . Bu olaylarla beraber farkındalığım arttığından itibaren bir daha bu tarz söylemler hiç kullanmadım. Düştükleri zaman dedim ki onlara üzülmeyin çok normal, herkes düşebilir. Bak birazdan acın geçecek ve unutacaksın.
Fizyoterapistimizin başlangıçta söyledikleri geldi aklıma. Beyin uyaranlarla gelişir. Özellikle Damla ve Derin gibi kas güçsüzlüğü olan çocuklarda beyin gelişimi için bu uyaranların alınması çok önemli… Bir şey olacak kaygısıyla put gibi durması beklenen çocuk uyarını nereden alacak acaba değil mi? Beyin 5 duyusuyla öğreniyor. Dokunuyor, görüyor, kokluyor, duyuyor ve tadıyor. Bebekliklerinden beri dışarıdan kendi başlarına yeterli sayıda alamadıkları bu uyaranları biz destek vererek sunmaya çalıştık. Çeşitli yüzeylere dokundurduk. Koklamalarını sağladık. Vs vs Şimdi ne oldu biliyor musunuz? Duyumda inanılmaz bir açıklık. Benim duymadığım bir çok kokuyu hemen fark edebiliyorlar. Hatta onun ne kokusu olduğunu soruyorlar. Sesler… Küçük, büyük bütün seslere karşı duyarlılar. Bu neyin sesi anne diyorlar hemen. Eğer bu tarz engelli bir çocuğa sahipseniz fizyoterapistinizin de yönlendirdiği şekilde çocuklardan uyaranları eksik etmemelisiniz. Eğer çocuğunuzda bir engel yok ise o zaman da uyaranlar yine önemli. Bunun için Dr. Semih Summak ve Dr. Elçin Summak’ın Sistem Yayıncılığından çıkan kitabı Akıllı Bebekler Akademisi’ni mutlaka okumalısınız. Ben çok faydasını görmüştüm. Damla ve Derin sıcak ve soğuğu daha 10 aylıkken öğrenmişlerdi. Sağ olsun annem sabahları kendine çay koyduğunda onlara da ılık ıhlamur verirken bak anneannenin çayı sıcak buhar geliyor, sizinki soğuk bak parmağınızın ucuyla dokunun dediğinde öğrenmeyi de tamamlamışlardı.
Hiç düşündünüz mü en son ne zaman bir şeyleri yapabileceğimize inancımızı kaybettik? Güzel olacağına inandığımızda her şey mümkün….
Ön yargılarımızı kaldıralım.
Belki o zaman engellilik diye bir şey de kalmamış olur.
17 Aralık 2012 Pazartesi
DÜNYADA MIYDIM ACABA?
Kendimize zaman ayırmak… Bazen günlük uğraşlar içinde ne kadar zor geliyor değil mi? Kendimize zaman ayıramamaktan şikayet ediyoruz bir çok zaman. Başkalarına vaktim var ama kendime yok. Hep ihmal ettiğimiz kendimiz. Hepimizin kendine göre zorlu yaşam koşulları var. Benim de öyle. Geçen hafta iş yerimde masamda bir zarf. Bir davetiye gelmiş. Redbull firmasının bir etkinlik daveti. Şimdi bu davete gitmemek için kendimce bir çok neden öne sürebilirim; ama dedim ki kendime çocuklarımı bırakabilecek bir yer bulacağım ve eşimi de alıp bu etkinliğe gideceğim. Neyse ki sevgili ablam kızlarımla o gece ilgilenmeyi seve seve kabul etti. Biz de eşimle birlikte bu etkinliğe katıldık.
Athena-Manga karşılıklı sahne almış ve yılın müzik çarpışması olarak nitelendiriliyor. Bir müzik etkinliği bu kadar mı güzel yapılır. Her şey düşünülmüş. Sıcak, keyifli ve çok eğlenceli bir ortam. Dikdörtgen bir alanın içinde bir tarafta Manga’nın sahnesi bir tarafta Athena’nın sahnesi boks maçı seyreder gibi bir Athena, bir Manga söylüyor. İzleyiciler bu iki sahnenin ortasında, bir öne bir arkaya dönüyoruz, bir coşku bir coşku... Athena ve Manga birbirlerinin şarkılarının yanı sıra çeşitli müzik türlerinde de kendi şarkılarını yorumladılar. İlk defa böyle bir sahne gördüm. Tüm izleyiciler eşlik ediyor. Herkes ayakta, mutlulukla dans edip şarkı söyleyenler harika bir görüntüydü. Çok eğlendim. Bağıra bağıra şarkı söylemek ne stres attırıyormuş. Zıplamak, hoplamak… Ne iyi geldi. Yurt dışında Redbull bu tarz etkinlikleri çok yapıyormuş. Ülkemizde de her sene yapıldığını duydum. Bence 2013’teki etkinliği kaçırmamalısınız. Bakalım 2013’teki sürprizleri ne olacak?
Konserden sonra bir kuş hafifliğinde süzülerek gittim eve… Bir güzel de uyku. Sabah hayat önce bana güzel, sonra verdiğim enerji ile herkese güzel. İşte bu nedenle zaman zaman kendimiz için iyi gelecek küçük kaçamaklar yapmamız gerektiğini düşünüyorum. Bizim bu geceye katılmamıza destek olan sevgili Tuba ve Eray'a minettarız. Diğer yandan Redbull kanatlandırdın bizi:) Teşekkürler,
Athena-Manga karşılıklı sahne almış ve yılın müzik çarpışması olarak nitelendiriliyor. Bir müzik etkinliği bu kadar mı güzel yapılır. Her şey düşünülmüş. Sıcak, keyifli ve çok eğlenceli bir ortam. Dikdörtgen bir alanın içinde bir tarafta Manga’nın sahnesi bir tarafta Athena’nın sahnesi boks maçı seyreder gibi bir Athena, bir Manga söylüyor. İzleyiciler bu iki sahnenin ortasında, bir öne bir arkaya dönüyoruz, bir coşku bir coşku... Athena ve Manga birbirlerinin şarkılarının yanı sıra çeşitli müzik türlerinde de kendi şarkılarını yorumladılar. İlk defa böyle bir sahne gördüm. Tüm izleyiciler eşlik ediyor. Herkes ayakta, mutlulukla dans edip şarkı söyleyenler harika bir görüntüydü. Çok eğlendim. Bağıra bağıra şarkı söylemek ne stres attırıyormuş. Zıplamak, hoplamak… Ne iyi geldi. Yurt dışında Redbull bu tarz etkinlikleri çok yapıyormuş. Ülkemizde de her sene yapıldığını duydum. Bence 2013’teki etkinliği kaçırmamalısınız. Bakalım 2013’teki sürprizleri ne olacak?
Konserden sonra bir kuş hafifliğinde süzülerek gittim eve… Bir güzel de uyku. Sabah hayat önce bana güzel, sonra verdiğim enerji ile herkese güzel. İşte bu nedenle zaman zaman kendimiz için iyi gelecek küçük kaçamaklar yapmamız gerektiğini düşünüyorum. Bizim bu geceye katılmamıza destek olan sevgili Tuba ve Eray'a minettarız. Diğer yandan Redbull kanatlandırdın bizi:) Teşekkürler,
7 Aralık 2012 Cuma
3 Aralık 2012 Pazartesi
3 ARALIK DÜNYA ENGELLİLER GÜNÜ
Bugün Dünya
Engelliler Günü. Sevgili engellilerim sizden özür dilerim. Size engelsiz bir
hayat sunamadığımız için biz suçluyuz.
Gerek okullarımızda, gerekse aile içi eğitimlerimizde bu konulara yer verilmiyor. Veriliyorsa da yeterli değil. Ben de engelli iki çocuk sahibi olana kadar çok bilinçli sayılmazdım bu konuda. Ama yaşadım ve gördüm. Bunları anlamak için illa başımıza gelmesi gerekmiyor. Toplumca bilinçlenmemiz gerektiğini düşünüyorum. Yaşadığım olaylar ve gördüklerim engellileri ve engelliye sahip aileleri anlamadığımız, kaçtığımız konularını gündeme getirdi. İstediğiniz kadar kaçmaya çalışın bir gün yaşlandığınızda yine karşı karşıya kalıyorsunuz. Zaman geçtikçe ve kızlarım büyüdükçe ne kadar çok eksikliğimiz olduğunu daha da görüyorum. Sevgili küçük kızlarım 2-3 sene sonra okula başlayacaksınız. Annesiz
okula gidemeyeceksiniz. Okulun merdivenleri
ve çıkamayacağınız derslikleriniz anneniz yanınızda olmadan sizi engellemiş
olacak. Allah bana kuvvet versin ki sizin her zaman yanınızda olabileyim.
Engellerinizi tek tek ortadan kaldırabileyim.
Biz engellilere sahip olan ailelere çok iş
düşüyor. Oturup ağlayıp sızlamak, kadere küsmek yerine bu durumu anlatmalıyız.
Ebeveynler olarak en büyük ve kutsal görevimiz engellilerimize iyi ve kaliteli bir
gelecek sunmak olsun. Lütfen artık sadece konuşmayın, bir şeyler yapın. Çocuklarımızın sosyal çevrede olabilmeleri, eğitim hakkını sürdürebilmeleri için gerekli olan asansör ve merdiven düzeneklerini ben yaptıramam. Ama bu bilinç topluma ve yöneticilerimize hakim olursa, bir şeyler değişebilir.
30 Kasım 2012 Cuma
İYİ İÇERİK ATÖLYESİ
Her defasında
daha iyi, daha doğru yazabilmek adına kendimi sürekli geliştirme çabası
içindeyken Bumerang kapsamında Bumads reklam platformunun düzenlediği “İyi
İçerik Atölyesi” etkinliğine katıldım. Çok faydalı bir eğitim paneli oldu.
Konuşmacılar iyi seçilmişti. Katılamayan Blogger arkadaşlarım için bazı notlar
tuttum. Bunları burada paylaşmak istedim.
İnternet kullanıcılarına seçme ve tercih
özgürlüğü getirdi. Bir blogger onu seçen
ve tercih eden okurlarının okuyacağı yazılarının sorumluluğunu da aynı zamanda üzerine almış oluyor. Sosyal
Medya’da yayıncılık açısından önemli bir fikir kaynağı Bloggerlar. Önümüzdeki yıllar için dünyayı cep
telefonları ve bloggerlar değiştirecek tabirleri kullanılıyor. Yani arkadaşlar
kimilerimiz için basit bir hobi gibi başlayan blogger yazarlığı çok önemli.
Aslında her birimizin toplumda bir kanaat önderi olduğumuzu biliyor
musunuz? İş böyle olunca ileride bunun
da suyunu çıkaracaklar olabilir diye düşünüyorum. İşte bunlar arasından
sıyrılabilmek adına iyi ve kaliteli içerik çok önemli hale geliyor.
İyi içerik
demek güzel okunur, akıcı, ilgi çekici içerik demek. Ama diğer yandan da açık ve dürüst olmak çok önemli. Yazılarınızı yazarken lütfen bir editör
edasında da inceleyin. Doğruyu yazmaya özen gösterin ve lütfen dürüst olun.
Örneğin insanlara arabesk müzik dinletip
kendiniz klasik müzik dinleyen biri olmayın en azından. Çünkü bu samimi değil. Burası özgür bir platform sizinle birlikte olmak isteyenler, sizi önemseyenler zaten her daim okuyucunuz olacaktır. Kaygılara kapılmayın, bekleyin...
Sosyal medya’da sadece içeriğimizin iyi olması yetmiyor. Bu
içeriğe yapılan paylaşımlar ve yorumlar da çok önemli. Bloglarımızda
link vermenin önemine değinildi. Blogların yaşlandıkça değer kazandığı
unutulmamalı. Yılın insanı yok, söz bloglarda tabiri kullanılıyor. Bloglar sayesinde insanların yazmayı yeniden öğrendiğine
parmak bastılar.
Günümüzde
medya anlayışı da hızla değişime uğruyor. 10 yıl televizyonda çalışmış biri
olarak şunları söyleyebilirim ki televizyonlarda bile dikkat edin her şey
interaktifleşmeye başladı. Yani gündemi kendi belirlediğini düşünen, kitleden
uzak, halkın dışında tepeden bakan bir medya anlayışı artık değişiyor. Yarışmalar, haberler, programlar artık
izleyicisinden gerçek anlamda yorum almak adına sosyal medyayı kullanıyor. Tüm
bunlar düşünüldüğünde ne kadar önemli bir platformda, ne kadar önemli ve ciddi
bir iş yaptığımızı fark etmemiz gerektiğini düşünüyorum.
Sevgilerimle,
26 Kasım 2012 Pazartesi
TEŞEKKÜRLER
Sevgili blogger arkadaşım Deeptone, Sade ve Derin isimli blogunda bunun üstüne tık tık tanıtımımı yapmış. Çok teşekkür ediyorum. Onun sayesinde bloguma yeni ziyaretçilerim katıldı. Benimle düşüncelerini ve duygularını paylaştılar. Kendimi daha güçlü ve mutlu hissettim. Yazılarımı okuyan, yorum yapan blogumu destekleyen herkese ama herkese sonsuz teşekkürler. Her şey daha güzel, daha kaliteli bir yaşam için.
6 ay önce yazmaya başladığım bu blogu bir gün kızlarıma devretmek ve bu çok özel çocukların kaleminden onların yaşadıklarını okuyabilmek en büyük isteğim. Hayattımızdaki engelleri tek tek aşabilmek dileğiyle,
Kucak dolusu sevgiler,
Aytül Köktuna
22 Kasım 2012 Perşembe
TUVALET EĞİTİMİ
Ne zamandır
bir konuda yazmak istiyorum. Tuvalet eğitimi… 2-3 Yaş arası çocuğu olan
aileleri bekleyen bir durum çocuğuna tuvalet alışkanlığı kazandırmak. Bu döneme
ait çeşitli psikologların kuramları var. Diyorlar ki tuvalet eğitimi çok katı
kurallarla geçerse çocuğun psikolojisini ve kişiliğini etkiliyor. Aşırı titiz,
saplantıları olan, obsesif davranışlar gösterebilen, cimri, inatçı, katı ve
aşırı kontrolcü kişilik özellikleri gösteriyorlar. Gevşek davranıldığında ise
yetişkinlikte aşırı dağınıklık, düzensizlik, umursamazlık kaygısızlık içeren
bir kişilik yapısına sahip oluyor.
2-3 yaş arası dönem çocukların bir takım gereksinimlerini
kendisi yaparak özerkliğini ilan ettiği bir dönemdir. Çocuğun her şeyine yardım
edilirse çocuk çekingen ve pasif oluyor. Yetersiz olduğunu düşünüp kendinden
utanmaya başlıyor. Kendisinden kuşkulanıyor.
Bu dönem bağımsız davranışlara izin vermek gerekir.
Damla ve Derin
çok şükür çabuk uyum sağlayan çocuklar olduğu için tuvalet eğitimini de 2 ay
gibi bir süre içinde tamamladılar. Onları mümkün olduğunca kendilerine
güvenmeleri için destekledik. Baskıcı olmadık, çok serbest de bırakmamaya
çalıştık. Genelde ne kadar sürede
tuvaletleri geldiğini hesapladık. O süre gelince kendilerine sorduk. Bazen anne
tuvaletim yok deyip 2 dakika geçmeden yerleri ıslattıklarını da görmüştüm.
Onlara kızmadan tamam anneciğim önemli değil. Bir dahakine dikkat edersin
dediğimde ve bunun üzerine bir daha aynı
olayı yaşadığımda ne deseler beğenirsiniz. Tamam anne önemli değil,
olabiliiiir. Eşimle çok gülmüştük o zaman bu sözlere. Dedik ki sünger gibiler
her şeyi çekiyorlar ve bunun üzerine söylediklerimiz konusunda daha dikkatli
olmaya çalıştık. Tuvalet için bir oturakları var, bir de tuvaletin üzerine
takılan bir adaptör. O an nereyi kullanmak istiyorlarsa kendileri seçiyorlar.
Tabii kendileri gidemedikleri için bu alanlara kucağımızda götürüyoruz.
Ağırlaşmaya başladıkları için bizim için de çok kolay olmayan bir süreç bu.
Daha çok uyuyan bir çocuğu taşımaya benziyor. Hani bütün kaslarını gevşetip,
tamamıyla tüm yükünü size bıraktıkları an vardır ya. Tam olarak öyle işte. Şu
an 13 kgler. Ama ben onları kucağımda taşırken daha ağır hissediyorum.
Bu dönem çok
korumacı olmamaya gayret ediyoruz. Sonuçta her anne-baba çocuğuna karşı
korumacı davranmaya çalışıyor. Bu doğal bir iç güdü. Yapmak istedikleri
konusunda, ilgi alanları konusunda gözlemciyiz ve desteklemeye çalışıyoruz.
Sevdikleri bir şeyi yaptıklarında bizden onay almak üzere soruyorlar. Tebrik
ediyoruz. Yüzlerindeki gurur ifadesini görmelisiniz. İşte tuvalet eğitimi
sırasında da bazı düşüncelerim vardı. Sonuçta en temel ihtiyacını tek başına
karşılayamayan çocuklarım var ve bu dönem tuvalet eğitiminin psikolojileri
açısından çok önemli olduğunu biliyorum ve konuyu bir kaç pedagoğa açtım. Dedim
ki bu dönem en temel ihtiyaçlarından birini karşılayamamaları onları bedensel
yetersizlik düşüncesine iter mi? Çünkü halen durumları hakkında net bir fikre
sahip değiller. Sonuçta şöyle bir şey çıktı ortaya dediler ki elbette itebilir, bunun için her süreçte,
yaptığınız her şey de onu da katın. Örneğin tuvalet eğitimi sırasında tuvalet
kağıdını onun tutmasını sağlayın ve sonra ondan isteyin ve size yardımcı olduğu
için ona teşekkür edin. Gerçekten de işe yarıyor. Kendilerini daha iyi
hissediyorlar. Böylece bedensel engelli bile olsalar yaşamlarının içinde bir
şeyler de onların da katkısı olduğunu hissetmeleri , düşünmeleri psikolojik
gelişimlerini de sağlam tutuyor. Böylelikle ruhen engellilik de ortadan
kalkmaya başlıyor. Ruhen engellilik derken bir şeyi yapamayacağını düşünen savunma mekanizmalarını harekete geçiren
durumu kastetmek istiyorum.
Burada özellikle engelli çocuğu alan ailelere şunu söylemek
istiyorum. Lütfen çocuklarınızı destekleyiniz. Onları hayata katınız.
Yapabilecekleri konusunda yüreklendiriniz. Bir gün görüştüğüm bir pedagog bana
şöyle demişti. Bedenimizde bir şey eksik olduğu zaman başka bir şey daha fazla
çalışmaya veya gelişmeye başlar. Örneğin görme engellilerin kulaklarının daha hassas olması
gibi. Damla ve Derin için de yürüme fonksiyonlarının olmamasından dolayı sosyal
zekalarının çok ileri olduğu söylenmişti. İşte bunları gözlemlemeliyiz.
Farklılıklar hayata renk katar. Yeni düşünce kalıpları gelişir.
Hayata tek bir pencereden bakan biri olmamanız
ümidiyle…
19 Kasım 2012 Pazartesi
BABAMA...
Çocukluğumda asi bir kızdım.
Kurallara uymayı sevmezdim. Daral gelirdi bana kurallar zincirinden… Özgür
olmayı sevdim hep… Büyüme çağlarımda
hemen bir çoğumuzda görüldüğü gibi ben de ruhen uzaklaştım ailemden.
Arkadaşlarım daha önemli. Varsa yoksa arkadaşlarım… Çeşitli konularda
konuştuğumuzda babama karşı gelirdim çoğu zaman. Baba sen bilmiyorsun… Baba
öyle değil… (Hatırladın mı baba?) Böyle
zamanlarda babam derdi ki asi olmanı seviyorum. Dik durmanı seviyorum. Ama bunu
babana karşı yapmamalısın. O zamanlar anlamıyordum onu. Çok acımasız buluyordum. Bana diyordu ki,
mücadeleyi öğrenmen lazım. Hayatta güçlü durabilmek için her işini kendin
yapmayı öğrenmelisin. Aman ne kızıyordum
babama o zamanlar. Acımasızlığı mı kaldı. Gaddar baba mı olmadı. Bir gün
çocukların olduğunda anlayacaksın bizi dedi. Evet çocuklarım oldu. Üstelik
fazlasıyla mücadele etmem gereken bir hayatım da oldu. Ama ben tüm bunların
karşısında topladım kendimi… Çünkü o zaman fark etmedim belki ama içimdeki gücü
babam bana kazandırmıştı zaten. Şimdi
hep yanımdalar. Ne olursa olsun biz hep yanındayız, seni hiç bırakmayacağız
diyorlar. Ben de hiç bırakmadım kendimi. Benim de güçlü bir annem-babam varmış
meğer. Şimdi ben de kendimi güçlü
hissediyorum. İşte biz de anne-babalar olarak çocuklarımıza bu gücü
kazandırabilmeliyiz. Hayattaki zorluklara karşı dimdik ayakta durabilme gücü…
Bunu sağlayabilmek için daha bebekken onların özerkliklerine saygı göstermekle
başlamak lazım. Bırakın çocuklar kendilerini ortaya koysunlar. Sadece
gözlemleyin onları bakın ne cevherler çıkacak ortaya… Çocuklar sadece sevgi ve
ilgi isterler ailelerinden. Bu sevgi ve ilgi onları sımsıcacık bir çatı altında
tutmaya yeter. Bazen çok soğuk olsa
üşüseniz, bazen üstünüze geliyor gibi olsa her şey bu sıcak
ilgi ve sevgiyi hatırladığınızda bir güç yükselir birden yüreğinizden ve tüm
bedeninizi sarar. Köstek değil, destek olanlardan
olun, her zaman….
Sevgilerle,
Teşekkürler Baba...
16 Kasım 2012 Cuma
ENGEL SİZSİNİZ...
Geçtiğimiz bir
kaç gün önce belki okudunuz Ankara’da tekerlekli sandalyede bir engelli rampa
bulunmayan kaldırıma çıkamadığı için onu görmeyen çöp koteynırının çarpması
sonucu hayatını kaybetti. Yürüme
engelliler için ahh bu kaldırımlar, ahh bu merdivenler, asansörleri olmayan
binalar vs vs.. Bu nedenle eve hapsolan engelliler ve aileleri… Bakın kızlarım
artık ağırlaşmaya başladı. 13 kgler fakat rahatsızlıklarından dolayı hissetmiş
olduğum ağırlık 20-25kg civarı. Bu tıpkı uyuyan bir çocuğu taşımaya benziyor.
Tüm bedenini size bırakıyor. Onları asansörü olmayan yerlere götürmekte şu an
zorlanıyorum. Bir kaç sene daha böyle sürerse onlar da evlerinden çok fazla
çıkamayacaklar. Apartmanımızda asansör var. 8.katta oturuyoruz. Fakat apartman
girişinde ve içeri girdikten sonra da beni zorlayan tam 3 basamak var. Bebek arabalarını tek başına kaldırıp oradan geçmek bazen zorlu bir yolculuğa benziyor.
Apartman Yöneticisi olan ev sahibimizden bu konuda bir rica da bulunduk.
Çocuklarımızın durumunu anlattık. Bu rampanın sadece çocuklarımız için değil,
yaşlı tekerlekli sandalyede olanlar için, bebekleri olan anneler için, pazar
arabasıyla eve çıkmaya çalışan herkes için gerekli olduğunu söyledik. Sağ olsun
bizi kırmadılar ve apartmanımıza seyyar da olsa merdivenlerin üzerine rampa
taktırdılar. Çok sevindim, bunu görünce… İşte duyarlı biri dedim. Oysa ki her apartmanda olmalı. Haklısınız ben
de bu zamana kadar düşünmemiştim. Ama şimdi ben bunu yazıyorum ve siz de
okuyorsunuz ve artık biliyorsunuz.
Annemle bir
gün metrobüsle bir yere gitme macerasına giriştik. Kızlar bebek
arabalarında… Hadi ilk duraktan bindik,
binmek sorun olmadı. Fakat son durakta indiğimiz yerde üst geçitten karşıya
geçmemiz gerekiyor. Bir de baktık ki engelli asansörü var. Ohh dedik tamam buna
binip geçidin üstüne çıkarız. Bir de ne görelim asansör kilitli. Etrafa
bakındım görevli yok. Akbilciye sordum
bilmiyorum dedi. Eee ne işe yarıyor bu asansör. Düşündüm neden bizim ülkemizde
bu tarz alanlara kilit vurmak gerektiğini…
Toplum olarak o kadar tembeliz ki. Şimdi oranın kiliti olmasa bizim
ülkemizde engelliler dışında herkes çıkar bu asansörden, bir de tıkış tıkış
olurlar 3 güne kalmaz bozulur. Nasıl
otoparklarda engelliler için ayrılmış yerlere park eden insanlar var ya aynen
öyle…
14 Kasım 2012 Dünya Diyabet ve obezite
günüydü. Kutladık. Dünya Diyabet ve
Obezite günümüz kutlu olsun. İçi boş tabi ki… Çoğu şey gibi. Maksat kutladık mı
kutladık. Ne oldu kaçımızın diyabet ve obeziteden haberi var. Hadi var diyelim. Obeziteden korunmak için
spor şart. Hadi yapamıyorsun vaktin yok. O zaman asansörle çıkma yürü.
Çalıştığım şirkete sabahları gelirken 1 kat için taa 8.kattan asansör bekleyen
insanları görüyorum. 1 katı çıkmaya üşeniyorlar. 8.kattan asansörü beklemeye
üşenmiyorlar. Pes doğrusu. Tembellik ruhumuza işlemiş. Bir de beklememek için 3 kişilik asansöre 4-5
kişi binmeye çalışanlar yok mu bittiğim andır. Her gün bozuluyor o asansör. Bir
de bazıları hiçbir yerinden hava almayan asansörde sigara elinde inmiyor mu?
Duramıyorum. Basıyorum fırçayı.
İşte bunlar hep
kültür… Daha ailede başlayan kültür meselesi… Biz anne-babalar nasıl
davranıyorsak çocuklarımız da bizi taklit ediyor. Öğrenilmiş davranış modelleri
bunlar. Yazılarımı takip eden sevgili anne-babalar, lütfen çocuklarınızı tembelliğe itmeyiniz.
Her istediğini yapmayınız. Biraz zorlanmayı öğrenmemiz lazım. Gayret sarf
etmeyi öğrenmemiz lazım. Kolaya kaçmak
basit. Önemli olan zoru başarmak.
Bazen buradan
geleceğe baktığımda korkuyorum. Kaygılanıyorum. Kızlarım 3.5 yaşında. Henüz bir
ana okuluna gidemiyorlar, ama çok istiyorlar. Gittiğimiz rehabilitasyon
merkezinin yakınlarında ana okulları var. Rengarenk boyalı, duvarlarında çizgi
film karakterlerinin olduğu binalar. Buradan geçerken bana diyorlar ki anne bir
gün biz de okula gideceğiz değil mi? Büyüyünce…
Bir an duruyorum ama cevabım hazır aslında evet kızım büyünce… Şimdi
spor yapıp güçlenelim. Büyüyünce gideceğiz.
Eşim tabii baba olarak tüm koruma iç güdüsüyle 7-8 yaşına kadar
vermeyelim okula diyor. Kimse kızlarımızı üzmesin, dışlamasın. Ama biliyorum ki
bu doğru değil. Eninde sonunda bu gerçekle karşı karşıya kalacaklar. Bu nedenle
de güçlü çocuklar yetiştirmeye gayret ediyorum. Engelli ama ruhen güçlü… Ruhen
engelsiz. Bazen bana anne ben yapamam,
sen yap deyip kolaya kaçmaya çalışıyorlar. Hayır diyorum, yapabilirsiniz. Anne
çok yorgun şimdi. Beni de anlamaya
çalışın diyorum, anne yorgun olunca sizinle oynayamaz, bırakın biraz anne
dinlensin. Anneniz sizin gibi ikiz
değil.:) O zaman yüzüme öyle tatlı
bir bakışları var ki görmelisiniz. Tamam anne diyorlar. Bekliyorlar. Tabii sonra oynuyoruz birlikte.
Hadi bakalım kızlar gösterin kendinizi diyorum.
Bak anne Angelina Balerina gibi bale yapıyoruz diyorlar. Evet kızım
harikasınız diyorum. Evde Kuğu Gölü balesi yapıyoruz şu aralar. Siz hiç yürüme
engelli bir balerin gördünüz mü? Ben gördüm. Bizim evde 2 tane var. Eller
havada, yüzlerinde ise gurur…
HAYDİ UZAT ELİNİ DUYARSIZ KALMA
Bugün bir kez daha anladım. Bu yazıları yazmakta ne kadar doğru yolda olduğumu. Öncelikle yazılarımı okuyan sizlere bana dönüşleriniz için çok teşekkür ediyorum. Kiminiz belki (buraya tık tık)kas hastalıklarını hiç tanımıyor ama farkındalığın arttığını söylüyor. Kiminiz hastalığı yaşıyor ve kişisel hayat tecrübemizden çok faydalandığını söylüyor. Bugün mail adresimde bir mesaj, Urfa’dan… Okumaya başladım. Urfa’dan Mehmet’in de 2.5 ve 4 yaşlarındaki oğulları (buraya tık tık)Merozin Negatif Konjenital Musküler Distrofi hastasıymış. Eşinin psikolojik durumunun hiç iyi olmadığını söyledi. Şu an da çocukları da fizyoterapiye gitmiyorlarmış. Yazılarımda hep anlatıyorum. Güçlü aile, güçlü çocuk diye… Özellikle anneler bu durumu yaşayan anneler… Yazdıklarımı mutlaka okumalısınız. Çünkü ben de sizin yollarınızdan geçtim. Babalar… Bazen durumu kabullenmeyip kaçan babalar… Bazıları durup mücadeleyi seçen özel babalar… Kaçmak kolay. Mücadele etmek zor. Mehmet işte bu özel babalardan biri… Yazıştık kendisiyle, elimden geldiğince yardımcı olmaya çalıştım. Eşine psikolojik desteğin şart olduğunu söyledim. Mehmet eşine bu konuda çok yardım edecek inanıyorum. Çok duygulandım. Çok sevindim, bu iki çocuğun geleceğinde ve ailesinin hayatında olumlu değişiklikler yaratabildiysem ne mutlu bana.
Sizler beni
takip eden, yazılarımı okuyan sevgili dostlarım… Çevrenizde bu tarz hastalığı
olan ne yapacağını bilmeyen ve kimi zaman kaderine küsmüş durumda olanlara
yardımcı olabilirsiniz. Yazdıklarım sayesinde artık hastalığı sizler de
az çok tanıyorsunuz. Bilmeyen çok fazla insan var. Anlatabilirsiniz. Destek
olabilirsiniz. Kas Hastalıkları
Derneği’nin Hasta Gönüllü Ağı var üye olabilirsiniz. Nasıl yardımcı
olunabileceğini danışabilirsiniz. Yazılarımın bir kısmı kişisel tecrübelerimize
dayanmakta. Her hastalık için doğru bir
doktorun ve doğru tedavi yöntemlerinin olduğuna inanıyorum. İstedim ki yaşadığımız tecrübeler yolunuza ışık tutsun. Hastalığı taşıyanlara
örnek olsun. Yaşamayanların farkındalığı artsın. Engelli çocuğu olan ailelere,
engellilere toplumumuzda bir nebze bakış açısı değiştirebiliyorsam ne mutlu
bana… Gayet sağlıklıysanız hayatınızda her şey iyi gidiyor görünüyorsa bile bu
tarafa da ara sıra bakmayı unutmayın. Hayat hep belirli biz çizgiyi izlemiyor.
O nedenle şu anınızın kıymetini bilin. Başkalarına yardım etmekte umursamaz
olmayın. Çünkü her şey yolunda gider, bir gün gelir yaşlanırsınız, sağlık
problemleri kapınızı çalmaya başlar. Çünkü vücudumuzda bir makine gibi… Elbet bir
müddet sonra hasar vermeye başlayacak.
İşte o gün etrafınıza baktığınızda sağlığınızı kaybetmeye başladığınızda
yalnızlığı hissetmemek adına şimdiden
bilinçlenin. Çocuklarınıza başkalarına yardım etmeyi öğretin. Ağaç yaşken
eğilir unutmayın. Hiç unutmuyorum hamileyim. Karnım burnumda… Kısa bir mesafede otobüse
binmek durumunda kaldım. Biliyorsunuz ön koltuklar hamileler ve yaşlılar
içindir. Beni gören hiç kimse istifini
bozmadı. Taa ki halimi görmüyor musunuz? Yaptığınız çok yanlış, kalkın diyene
kadar. Bazen birilerinin bizi anlayabilmesi, duyabilmesi için gerçekten
sesimizi yükseltmemiz gerekiyor. Doğrular için sesinizi yükseltin. Çünkü susarak sizi kimse anlamayacak,
duymayacak.
31 Ekim 2012 Çarşamba
BIRAK IŞIĞIN AYDINLATSIN DÜNYAYI
Tanımadığınız
birinin hayatına bir an renk verebiliyor olduğunuzu düşünmüş müydünüz hiç? Ben düşünmemiştim şahsen… Taa ki tatil dönüşü kaldığımız
otelde temizlik görevlisi bayanın yüz ifadesine kadar…
Keyifli bir
bayram tatili… Önce uzun zamandır göremediğimiz babaannemiz ve dedemizi ziyaret ettik. Hoş bir aile birlikteliğinin ardından arkadaşlarımızla birlikte İzmit
Karamürsel ilçesinin dağlarında bulunan bir tesiste dinlenmek üzere yol aldık.
Başdeğirmen… Bir
Alabalık tesisi olarak başlayıp, sonrasında yavaş yavaş hizmetlerini arttırarak
bugün aynı zamanda konaklaya da bileceğiniz bir tesis haline gelmiş. Önce
sabahları güzel bir köy kahvaltısıyla başlıyorsunuz güne. Dağların arasında, yemyeşil ağaçların içinde
bulunan tesiste aynı zamanda alabalık havuzlarından gelen su şırıltıları sanki
yakın bir yerde şelale varmış hissini uyandırıyor. Güzel bir yürüme parkuru
yapmışlar. Ormanın içinde bir patikadan kısa bir yürüyüşe çıkabiliyorsunuz. Tesisin
içinde çocuk parkı, basketbol ve voleybol sahası ile spor yapabileceğiniz
aletler de bulunuyor. Hava temiz, bol
miktarda oksijen acıktırıyor tabii bol bol… Yazları yararlanabileceğiniz bir de yüzme
havuzu var. Küçük ve şirin bir tesis… Hepimiz
için iyi bir dinlenme noktası oldu burası… Hava da şansımıza çok güzeldi. Akşamları sevdiğim arkadaşlarımla bir şeyler içmek, sohbet etmek… Paha biçilemez…
Parkta
eğlenceli saatler… Damla ve Derin çok eğleniyorlar. Basketbol oynuyoruz. Potaya
basket atmam çok hoşlarına gidiyor. Anne biz de oynayalım. Arabalarında
otururken ellerine veriyorum topu… Tutamıyoruz anne çok ağır diyorlar. Hayır
diyorum.. Tutabilirsin, yapabilirsin.
Onları yormayacak, kendilerini kötü hissetmeyecekleri şekilde oynuyoruz
topumuzla. Bu aynı zamanda kol kaslarımızı güçlendirmek için iyi bir egzersiz.
Kim bilir belki ileri de iyi bir sporcu da olurlar. Örnekleri de var. Galatasaray Tekerlekli Sandalye Basketbol Takımımız 4. kez şampiyon olmuş. Takımımızı da tüm kalbimle tebrik ediyorum. İsteyince her şey mümkün. Engeller beynimizde…
Hiç
bilmediğimiz insanların yaşam enerjileri de olabiliyoruz işte… Onların
yaşamlarını etkileyebiliyoruz. Bazen
onlara mutluluk veriyoruz. Bazen de üzüntü kaynağıyız.
Siz hangisisiniz?
30 Ekim 2012 Salı
İLK ÖDÜLÜM
Bugün blogumu açtığımda sürpriz bir ödül ile karşılaştım. Sevgili blogger arkadaşım Müge Köklü Atik bloguyla ödül kazanmış. Müge'yi tebrik ediyorum. Ayrıca benim blogumu da takip edilmesi gereken bloglar arasında ödüle layık görmüş. Kendisine bana verdiği bu değerli ödül için çok teşekkür ediyorum. Biz blog yazarları olarak teşvik edici bu ödüller yaptığımız işe daha da sarılmamızı sağlıyor.

İşte benden ödül kazanan bloglar... Maalesef 5 blogla sınırlıymış; ama ben 1 tane daha eklemek istedim:) Başarılarınızın devamını dilerim.:)
1)-Engelli Hikayeleri
2)-İmpossible Difficult Done
3)-http://tubanne.blogspot.com/
4)-http://hanhildem.blogspot.com/
5)-http://onebigplate.blogspot.com/
6)-http://terapiuzerine.blogspot.com/
İşte benden ödül kazanan bloglar... Maalesef 5 blogla sınırlıymış; ama ben 1 tane daha eklemek istedim:) Başarılarınızın devamını dilerim.:)
1)-Engelli Hikayeleri
2)-İmpossible Difficult Done
3)-http://tubanne.blogspot.com/
4)-http://hanhildem.blogspot.com/
5)-http://onebigplate.blogspot.com/
6)-http://terapiuzerine.blogspot.com/
16 Ekim 2012 Salı
HANGİ YOL SİZİN?
Geçtiğimiz
günlerde Damla ve Derin ile birlikte çizgi film izliyoruz. Birlikte film
izlemekten ve yorum yapmaktan çok hoşlanıyorlar. Uzun süre bir noktaya takılıp
tv izlemek elbette beyinsel faaliyetlerimizi yavaşlatıyor olabilir; ama bunu
belli aralıklarla ve ne izleneceği seçilerek
yapıldığında ve aynı zamanda çocuğun nelere dikkat ettiği hakkında yorum
yaparak izlenildiğinde çok da zararlı olduğunu düşünmüyorum. Üniversite’yi
bitirirken bir tez hazırlamıştım. Çocuklara yönelik tv programlarının çocuğun
gelişimine ve iletişimine etkileri konusunda… Kaliteli hazırlanmış çocuk
programlarını çocuklarınıza rahatlıkla izletebilirsiniz. Gelişimlerinde ve
iletişiminde olumlu katkıları çok fazla. Örneğin günümüzde çok popüler olan
bazı çizgi filmler de böyle. Pepee, Calio, Mickey Mouse klüp evi bunlara en iyi
örnekler… Bunlar sayesinde şekilleri,
renkleri, sayıları öğrenmenin yanı sıra bir çok toplumsal değeri de
öğreniyorlar. Örneğin Pepee aynı zaman
folklörümüzün de çocuklar tarafından keyifle izlenmesini sağladı. Damla ve
Derin de yürüme engelli olmalarına rağmen oturdukları yerde ellerini ve
gövdelerini kullanarak bu danslara eşlik etmeye çalışıyorlar. Yurt dışında
yapıldığı gibi Türk yapımı bu tarz çizgi filmlerin içine engellilikle ilgili bir
şeyler de eklense çok güzel mesajlar verebileceğimizi düşünüyorum. Örneğin
yürüme engelli bir arkadaş ya da tekerlekli sandalyede bir dede vs… Çünkü
biliyoruz ki ağaç yaşken eğiliyor. Tekrar başladığımız noktaya dönersek Damla
ve Derin ile hafta sonu Heidi’nin bir çok bölümünü birlikte izledik. Tivibu’da
bir çok seçenek mevcut. Tivibunuz yoksa internetten de rahatlıkla izlettirebilirsiniz.
Hatırlarsanız Benim Claralarım diye bir yazı yazmıştım. Çocukluğumda izlediğim
Heidi ile ilgili zihnimde kalmış bazı şeyler vardı. Yıllar sonra kızlarımla
tekrar seyrettiğimde ne kadar güzel bir çizgi filmmiş diye düşündüm. Heidi o
kadar mutlu ki, çimlerde taklalar atıyor. Hayvanları seviyor. Doğayla dost,
insan sevgisi son derece kuvvetli… Mesajlara bakar mısınız? Çizgi filmi
izlerken televizyondan dışarıya yayılan bir enerji hissediyorsunuz. Pozitif
enerji… İşte bir yapımın başarısı budur. Ekrandan dışarıya taşabilen,
izleyicinin empati kurmasını sağlayabilen,
olumlu duygulara göndermeler yapan çok başarılı bir çizgi film bence…
Heidi çimlerde takla atıp, yemyeşil kırlarda koşarken sanki bizi de yanında
sürüklüyordu. Sonra durdum düşündüm. En son ne zaman yaptınız doğada böyle bir
aktivite… Negatif enerjinizi nasıl boşalttınız. Şimdi İstanbul’a bakıyorum da
yeşil alanlar ne kadar azaldı. Her yerde en az 3 büyük alışveriş merkezi. Ne
yapıyoruz eğer çalışıyorsak hafta sonu bir çoğumuz doğada yapılabilecek aktiviteler varken
alışveriş merkezlerine dalıyoruz, çoluk çocuk… Fast Food yemekten obezite ile
karşı karşıyayız. Alışveriş çılgınlığından bütçelerimizi zorluyoruz. Gereksiz
yüzlerce giysi, ev eşyası ile dolup taşıyor evlerimiz. Ama birilerine maddi,
manevi alanda yardım edebilir misiniz dendiğinde benim bütçem veya zamanın yok
diyebiliyoruz. O içeride tatmin
edemediğimiz sevgisizliğimizi bu şekilde tatmin etmeye çalışıyoruz. Bu bir
hastalık… Çağımızın hastalığı… Tüketim… Sınırsızca tüketim. Reklamları
izliyorsunuz mesaj hep aynı… Yenisini al tüket…
Bu daha iyi eskisini at bunu al… Modası geçti at… Beynimiz bunlara
şartlanmışken mutluluk kaynağımızın bunlar olduğunu sanarken nasıl gerçekçi
düşünebiliriz ki… İşte bunun nedenlerinden biri seçim yapmayı öğrenemememiz.
Hayır diyemememiz. Daha çocukken
başlıyor eğitimimiz hayır sen bilmiyorsun, büyüklerinin sözünü dinle. Senin seçme hakkın yok önüne konanı yiyeceksin vs vs Özgürce seçme hakkı sunulmayan,
bir otoriteye bağlı olarak büyüyen çocuklar sonunda ne oluyor. Kendilerine
özgüvenleri azalıyor. Kendi başlarına doğru karar veremeyeceklerini düşünüyorlar.
Sonra mı ne oluyor? Sürü psikolojisi
tabiki… Aaa bak biri şunun iyi olduğunu söyledi. Hipnoz olmuş gibi demek ki onu yapmalıyım. Bunun
modası geçmiş bütçemi zorlayıp yenisini almalıyım, çünkü böylelikle prestijim
artacak ben de özgüvenimi tatmin etmiş olacağım.Şimdi görüyorum bir çok kişisel
gelişim eğitimleri başladı. Kendi yolunu kendi çizgini bulmak adına… Bu
eğitimlere de çok rağbet var. Peki neden arttı. Çünkü o kadar çok başkalarının
etkisi altındayız ki mutsuzuz. Sevgi de
arkadaşlık da tıpkı bir eşya gibi basit
hemen atılabilir değiştirilebilir oldu hayatımızda. .. Derinlemesine bir şeyi
yaşamaya imkan yok. Hep yüzeysel… Çooook arkadaşım var. Facebookta 900
arkadaşım, twitterda 4.000 takipçim var. Bunlardan kaçı bir sorununuz olduğunda
yanınızda… Ya da çok mutlu bir gününüzü beğenmek dışında kaç kişi sizi arayıp
paylaşıyor. Ya da gel birlikte bir yerde oturup kutlayalım bu güzel haberi diyor.
Kaç kişi… ??? Söyleyeyim şanslıysanız 2… Demek ki sizin gerçek anlamda 2
dostunuz var. Peki birilerinin çok
sayıda sizi takip etmesi, ya da çok kişi tanımanız neden önemli ve gerekli
haline geldi. Çünkü prestij artık böyle…
Seni çok kişi takip ediyorsa demek ki çok gerekli bir insansın sen.
Toplumun yararına bir şeyler yapıyorsun diye düşünürüm ben. Ama bakıyorum
paylaşılan şeyler twitter da bugün yağmur yağacak şemsiye mi alsam. Diğerleri
yorum yapıyor evet al yok alma… Bir diğeri yazmış. Hafta sonu dolabımı toplamaya
üşeniyorum. Yorum yok, beğenmişler. Nesi
beğeniliyorsa… Bu kadar boş olduk işte…
Tembelliğin toplumda onay görüp beğenilmesi kadar komik bir şey olamaz
herhalde… Yani kısacası bugün hayatımıza biraz tepeden
bakabildiğimizi umuyorum. Hadi dışarı çıkın bugün hava güzel… Ama alışveriş
merkezine değil. Deniz kenarında bir yürüyüşe ya da park varsa yakınlarınızda
bir çay içmeye… Biraz çocukları izlemeye…. İzleyin çocukları çok şey
öğreneceksiniz… Ama lütfen seçim hakkı
tanıyın onlara… Onlara zarar vermeyecek kararlar
alabilmesine yardımcı olun sadece, doğru karar almasına değil. Herkesin
doğruları farklı olabilir çünkü. En önemlisi de seçme özgürlüğü ileride
özgüveni gelişmiş, ne istediğini bilen nesiller getirecek.
2 Ekim 2012 Salı
ENGELLERİ AŞABİLİYOR MUYUZ ACABA?
CarrefourSA engelleri aşıyor
27.09.2012 - FMCG / Gıda Market
Perakendecilik sektörünün öncü markası CarrefourSA, engelli personel oranını yüzde 3’ten yüzde 5’e çıkararak engelli istihdamına katkı sağlamayı hedefliyor.

Türkiye’nin en büyük perakende zincirlerinden CarrefourSA, ülkedeki engelli istihdamına katkı sağlamak amacıyla mağazalarında görev yapan engelli personel sayısını artırma kararı aldı.
CarrefourSA Kurumsal İlişkiler ve Hukuk Direktörü Merter Özay; “Eğitim programlarıyla engelli çalışanlarımızın kariyer planlamasına yardımcı olacağız”
CarrefourSA, engelli istihdamında yasal sorumluluk olan yüzde 3 istihdam oranını yüzde 5 seviyesine çıkararak 150 engelli bireye daha mağazalarında istihdam sağlayacak. Konuyu bir sosyal sorumluluk projesi olarak gördüklerini belirten CarrefourSA Kurumsal İlişkiler ve Hukuk Direktörü Merter Özay; “Topluma karşı olan sosyal sorumluluğumuz gereği engelli istihdamına önem veriyoruz. Fırsat eşitliği sağlandığı takdirde, engelli çalışanlarımızın mağazalarımızda ne kadar büyük başarılara imza attıklarına şahit olduk. Düzenleyeceğimiz mesleki ve kişisel gelişim odaklı eğitim programlarıyla engelli çalışanlarımızın kariyer planlamasına yardımcı olmakla beraber profesyonel ve bireysel gelişimleri için çeşitli olanaklar sunacağız. Bu konuda en kısa sürede harekete geçmek için engelli vatandaşlarımız ile projede iş birliği yapabileceğimiz sivil toplum kuruluşlarını medya aracılığı ile CarrefourSA ile iletişime geçmeye davet ediyoruz” dedi.
xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx
Sosyal Sorumluluk adına güzel bir adım, şirketi tebrik ediyorum. Ama sadece bununla bitmiyor. Engellilerin işe, okula vs gidebilmelerini sağlayacak olanakların da sağlanması gerekiyor. Her şeyden önce toplumsal bir bilinç uyandırılmalı. Örneğin yürüme engelli çocuklara sahip olan bir anne olarak gelecekte yaşayabileceğimiz sıkıntıları şimdiden görebiliyorum ve bunları önlemeye çalışmak istiyorum. Onun dışında şu anda gündelik hayatta bir çok sıkıntıyla karşılaşan engelliler var. Asıl yardım bu noktada başlaması gerekiyor. Gönüllü üyesi olduğum Türkiye Kas Hastalıkları Derneği'nin yardımcı olmaya çalıştığı bir engellimiz var. Ulaş Yağan'ın hikayesi bu durumu çok güzel açıklıyor. Dernekten gelen yazıyı sizinle paylaşıyorum:
Ulaşın evi bir tepenin başındaydı ve evinden çıkamadığı için eğitimi yarım kalmıştı.
Ulaş’ın evine Giden Yolu Malazgirt Belediye Başkan’ı Mehmet Nuri Balcı’nın duyarlı katkıları ile düzeltmiş ve yaptırmıştık.
Ulaş bunun üzerine hayata sıkıca tutunmuş yarım kalan eğitimini devam ettirmişti.
Bu yıl İstanbul’'da Yıldız Teknik Üniversitesi Bilgisayar Öğretmenliği'ni kazandı. Yazık ki yine ulaşım sıkıntısı var. Bağlı bulunduğu Sultangazi Belediyesi'nin Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü ile görüştüm. Engelli araçları var. Ulaş için destek talebinde bulundum ama olumlu yanıt vermediler. Araçları bir tane olduğundan oluşan yoğunluğa yanıt veremediklerini paylaştılar.
Şimdi daha iyi anlıyor musunuz? Engelliler aslında en çok da buralar da engelleniyor. Desteğin buralardan başlaması lazım. Lütfen rica ediyorum. Duyarlı olun. Bakın hepimiz bir engelli adayı olabiliriz. Çoğu kez yaşamadıkça anlamıyoruz. Haklısınız. Bu blogu sırf bunları anlatabilmek adına açtım. Traji komik olan bir çok durumla karşı karşıyayız. Kızlarımı bir rehabilitasyon merkezine götürüyorum. 3 katlı merkezde asansör yok. Çocuklarım öğretmenleri tarafından kucakta 3 kat merdivenden çıkarılıyorlar. Allah korusun dengesi bozulup merdivenden düşseler. Ne olacak? Kim hesabını verecek? Yetkili ile görüşüyorum, haklısınız hanım efendi o da bizim bir eksiğimiz diyor. Bedensel engellilere hizmet veren, onlarla en çok iç içe bulunan bir kuruluşun bir şeyler yapmayıp, bu konuda eli kolu bağlı şekilde davranması... Çok üzücü ve çok yazık! Oysa ki engellilere hizmet veren kuluşların belli standartları olması gerektiğini düşünüyorum.
İşte bu nedenledir ki istenildiği kadar çalışmak için istihdam yaratılsın. Özellikle bedensel engellileri evden çıkaramadığın sürece bu sosyal sorumluluk projeleri sadece böyle kulağa hoş gelen yazı olarak kalır. Yine aynı nedenledir ki nice umut vadeden engelli çocuk eğitim olanaklarından mahrum kalır.
27 Eylül 2012 Perşembe
ENGELLER NASIL AŞILIR?
Merhaba, bu hafta engelli çocuklara sahip ailelerle ilgili yaptığım araştırmalardan elde ettiğim önemli bir yazıyı sizlerle paylaşmak istedim. Faydalı olacağını umuyorum. Bugün biliyoruz ki engelsiz aile=engelsiz çocuk...
ENGELLİ ÇOCUĞA SAHİP AiLELERLE İLETİŞİM Etkili bir iletişim, aile üyelerinin karşılıklı olarak birbirlerinin düşüncelerini ve duygularını anlamalarını sağlar. İş birliği, yardımlaşma ve paylaşma davranışlarına yol açar. Çocukların gelişmesi için uygun bir ortamın oluşmasına neden olur. İyi bir iletişimin gerçekleştiği aile ortamında çocuklar daha özerk ve bağımsız bir kişilik geliştirirler. Düşünme, düşünce ve duygularını açıklama özgürlüğü ve alışkanlığı kazanırlar. Ancak etkili bir ortam oluşturulamadığı, iletişim engellerinin yer aldığı bir ortamda çocukların gelişimi engellenir. Bağımlı bir birey olurlar. İleride çeşitli sorunlarla uyum güçlükleri ile karşılaşırlar. Bu nedenle ailede bireyler arasında, özellikle anne-baba ile çocuklar arasında etkili bir iletişim kurulması çok önemlidir. • -Çocuklarının Engelini Reddeden Aileler de İletişim: Aileler engelli bir çocuğa sahip olduğunda ilk olarak hayal kırıklığı yaşarlar. Çocuklarına ne olduğunu bilemediklerinden dolayı büyük endişe içindedirler. Kendilerini, eş ve yakınlarını ya da sağlık ekibini suçlarlar. Çocuklarına tam teşhis konunca bu duygu ve endişeler kaybolmaz. Çocukların durumunun ne olduğunu kabul etme, birkaç ay veya yılları alabilir. Bir kısım aile ise çocuklarının durumunu kabul etmez . Bu tip aile; çocuğu ile kurduğu iletişim kanallarını kapatan, etkili iletişim kuramayan, çocuğuna empatik duygu ile yaklaşamayan ve onu anlamayan davranış sergilerler. Bu tür davranış sergileyen ailelerde sorunlar büyür. Aile kendine bir kaos yaratır. Çevreden kendini soyutlar. Engelli çocuğunun gereksinimlerine duyarsız kalır. Aile tüm bireyler yalnızlığı yaşar. Ailedeki engelli bireyin oluşturduğu sarsıntı büyür ve suçlamalar başlar. Neden benim çocuğum, neden benim ailem, nedenler artar bu durum kontrolden çıkarsa aile parçalanabilir. Ailelerin engelli çocuğunu kabul düzeylerinde, ailenin sosyal-kültürel yapısı önemlidir. Beklenti düzeyi, ailenin eğitimi, inanç durumu, ekonomik düzeyi, sosyal yaşantısı ve ailede var olan iletişim şekilleri çok önemlidir. Engelli çocuğa sahip ailelerin en temel sorunu ya da birincil güçlük, ailenin çocuğu kabullenmesinde ve engelini anlamasında yaşanır. 1996 Yılında Zonguldak Spastik Çocuklar Rehabilitasyon Merkezinde Serapral Palsy’li ( SP ) çocukları olan ailelerle ilgili yapılan araştırmada en çarpıcı sonucu, Yıllardır çocuklarının SP li olmasına rağmen, ailelerin büyük bir oranının SP nin ne olduğunu bilmediklerini ve çocuklarının durumlarını araştırma eksikliği olduğu tespit edilmiştir. Çocukların engelini kabul etmeyen ailelerin zaman zaman kendilerine zarar verecek, çocuğunun gelişimini olumsuz etkileyecek tepkileri söz konusudur. Anne babalar çocuğunun çevreden sakınırlar, saklarlar ve eve kapanırlar. Bu durumda aile Sosyal Hizmet Uzmanı veya Psikologdan yardım almalıdır. Uzmanlar aile üyelerinin çocuğun engeli ile birlikte kabul etme sürecinde yardımcı olacaktır. Çocuklarının engelliliğini tam anlayamamak, çocukları ile kuracakları iletişimi güçleştirmektedir. Çocuklarının engeli hakkında konulan tanıyı net olarak anlayamayan ailelerde, çocukları hakkında gerçekçi olmayan beklentiler geliştirerek, çocuğun ve aile üyelerinin farklı sorunlar yaşamasına neden olabilirler. Örneğin, zihinsel gelişme geriliğinin ne anlama geldiğini anlayamayan aile ileride çocuğunu tembel olduğunu, vurdumduymaz olduğu şeklinde etiketleyebilir. Çocuğundan beklentisini yüksek tutabilir. * Çocuklarının Engelini Kabul Eden Aileler de İletişim : Çocuğunu ve engelini kabul eden aile karmaşık duygulardan uzaklaşma söz konusudur. Aile, çocuğunun engeli ile barışık yaşama becerisi kazanmıştır. Bundan sonra çocukları için gerekli kararlar alma ve uyum aşamasına geçerler. Aile sistemi bir bütündür. Bu sistemde bir bireyin başına gelen diğer bireyleri de etkiler. Bir engel, ailedeki her bireyin hayatını değiştirir. Ailede engelli bir çocuğun varlığı kardeşler üzerinde öncelikli olarak iki önemli etkiye neden olur. Birincisi, duygusal; ikincisi ise ekonomik etkidir. Ailelerin ekonomik kaynaklarının önemli bir kısmını engelli çocuğa aktardıklarını düşündüklerinde buna içerleyebilirler. Ayrıca kardeşler, ailelerinin zamanlarının çoğunu engelli çocuklarına ayırması durumunda kendilerini ihmal edilmiş hissedebilirler. Anne babaların, diğer çocuklarına da mutlaka zaman ayırmaları ve onların gereksinimlerini de fark ettiklerini göstermeleri gerekmektedir. Aile içinde açık ve dürüst bir iletişimin olmasının önemi büyüktür. Engelli çocuklarının tanısı konusunda bilgilerini diğer çocuklarına net anlatmalıdırlar. Engeli hakkında bilgi vermelidirler.
Anneler, çocuğunu en iyi
tanıyan, onunla daha uzun zaman dilimi içinde birlikte olan ve onun temel gereksinimlerini
çoğunlukla karşılayandır. Çocuğunun eğitim ve rehabilitasyon hizmetleri almasında
en çok anneler ilgilenmektedir. Uzmanlardan aldığı bilgileri evde
uygulayandır.Baba da bu sürece katılımını sağlamalı ve eşine destek
sağlamalıdır. Yapılan araştırmalarda, babaların engelli çocukları ile
ilgilenmesi durumunda çocukların eğitim ve rehabilitasyonda daha başarılı
oldukları görülmüştür.
• Baba çocuğun sosyal katılımında etkilidir. Engelli çocukların durumunu kabul eden aileler, • Etkili iletişimi gerçekleştiren ailelerdir. • Çocuklarının engel tanısı ne olursa olsun çocuklarının eğitim ve rehabilitasyonunu önemseyen ailelerdir. • Çocuklarının engelli olmasından kaynaklanan aile içi sorunları aşan ve diğer sağlıklı kardeşler ile olumlu iletişim kuran ailelerdir. • Engelli çocukla sadece anne değil tüm aile ilgilidir. ENGELLİ ÇOCUĞA SAHİP AİLELERE İLETİŞİM KONUSUNDA ÖNERİLER 1- Çocuğunuzun durumunu ne kadar erken kabul ederseniz sizin ve çocuğunuzun durumu daha iyi olacaktır demektir. Bu tutum erken teşhis, erken rehabilitasyon ile çocuğunuzun daha hızlı gelişmesini sağlayacaktır. 2- Çocuğunuzun engeliyle ilgili tanıyı öğrenin ve bu konuda bilginizi arttırın. Bu alanda ki mesleki terimleri öğrenin. Doğru bilgiyi aramaktan çekinmeyin, bilgi almak ve soru sormak düşüncelerinizi, duygularınızı paylaşmanızı sağlar.
3 – Duygularınızı aile üyeleri ile paylaşın. Duygularınızı göstermekten
çekinmeyin.
4 – Acı ve öfke gibi doğal duygularla nasıl baş edileceğini öğrenin. 5 – Çocuğunuzun etkili eğitim programlarında bulunun, onun gelişimini izleyin. 6 - Olumlu bakış açısını hiç kaybetmeyin.
7 – Acıma duygusundan kaçının, bunun çocuğunuzun gelişimini desteklemesini
olumsuz etkileyeceğini unutmayın.
8 – Yalnız olmadığınızı unutmayın, sizin durumunuzda olan bir çok aile var. 9 – Her bireyin kendine has özellikleri ile değerli olduğuna inanın, iletişim sürecinde koşulsuz olumlu bakış açısı geliştirin. 10 – Duygu ve davranışlarınızda tutarlı olun, aile içi iletişimde bu davranışınızın çok önemli olduğunu unutmayın. 11 – Empatik tutum ve davranış geliştirin. 12 – Kendinize zaman ayırın. Her zaman kendiniz için sizi rahatlatıp dinlendirecek bir ara zamanınızın olması size ve çocuğunuza daha fazla yardımcı olacaktır. 13 – Fiziksel ve psikolojik sağlığınızı korumaya dikkat edin. 14 – Diğer çocuklarınıza da mutlaka zaman ayırın. 15 – Aktif dinlenme ve etkili iletişim yöntemlerini öğrenin ve aile içinde mutlaka uygulayın. 16 – Mümkün olduğunda bilgi alabileceğiniz, sorularınızı sorabileceğiniz ve size benzer durumlarla bir araya gelebileceğiniz konferans ve benzeri etkinliklere katılınız.
Not: Kaynak web sitesi: www.ozelegitimsitesi.com/
|
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)